AB, Çin ve Rusya’yı hedef alan yeni stratejik değerlendirmeyi kabul etti
AB dışişleri bakanları, Çin’i “uzun vadeli kritik stratejik meydan okuma” olarak niteleyen ve Rusya ile birlikte küresel düzeni kendi çıkarları doğrultusunda yeniden şekillendirmeye çalıştığını ileri süren yeni bir stratejik değerlendirmeyi onayladı.
Avrupa Birliği (AB), dışişleri bakanlarının 13 Temmuz’da onayladığı yeni stratejik değerlendirmede Çin ve Rusya’yı, bölgesel üstünlük kurmayı ve küresel düzeni kendi çıkarları doğrultusunda yeniden biçimlendirmeyi hedefleyen aktörler olarak tanımladı. Belgede Çin, AB açısından “uzun vadeli kritik bir stratejik meydan okuma” olarak yer aldı.
AB’nin 27 üye ülkesinin desteklediği metin, Brüksel’in özellikle Çin’e dair bugüne kadarki en sert resmî değerlendirmelerinden biri olarak görüldü. South China Morning Post’a göre belge, herhangi bir resmî duyuru yapılmadan kabul edildi.
AB Dış İlişkiler Servisi tarafından hazırlanan değerlendirmeye, yıl içinde açıklanması beklenen Birliğin ilk kapsamlı güvenlik stratejisinin temel metinlerinden biri olarak atıf yapılacağı bildirildi.
“Karşı karşıya olduğumuz tehditler ve zorluklar: AB’nin stratejik çevresinin değerlendirilmesi” başlıklı belgede uluslararası sistemin derin bir dönüşümden geçtiği savunuldu. Rusya ve Çin’in bölgesel hâkimiyet peşinde olduğu ve küresel düzeni yeniden şekillendirmeye çalıştığı belirtildi.
Metin, bu hedefler doğrultusunda askerî kapasite, teknolojik üstünlük ve ekonomik nüfuz araçlarına uzun vadeli yatırımlar yapıldığına dikkat çekti. Yapay zekâ ve otomatik sistemlerin karar alma süreçlerine eklenmesinin söz konusu aktörlerin etkisini artırdığı değerlendirildi.
Çin’e ayrılan bölümde Pekin’in sanayi kapasitesi, teknolojik hedefleri ve küresel ekonomik erişimi öne çıkarıldı; ticaret dengesi, kritik ham maddeler ve belirli teknolojilerde “asimetrik avantajlara” sahip olduğu, bu unsurları AB ve diğer ülkeler üzerinde baskı aracı olarak kullanmaya istekli olduğu ileri sürüldü. Çin’in yükselişinin, AB’nin rekabet gücü, ekonomik güvenliği, tedarik zincirleri ve savunma hazırlığıyla birlikte ele alınması gerektiği vurgulandı.
Belgede, Çin’in Rusya’nın Ukrayna’daki savaşını sürdürmesini sağlayan “kilit destekçi” olduğu ve bu desteğin Moskova için “hayati bir imkân sağlayıcı” niteliği taşıdığı savunuldu. Ayrıca ABD-Çin rekabetinin Avrupa’nın güvenliği, ekonomik dayanıklılığı ve rekabet gücü üzerindeki etkisinin artacağı ifade edildi.
Metin, Rusya ve Çin’e ilişkin tespitlerin yanı sıra ABD’nin küresel önceliklerini ve askerî konumlanmasını yeniden değerlendirdiğine işaret ederek, Avrupalıların kendi güvenlikleri için daha fazla sorumluluk üstlenmelerinin beklendiğini kaydetti. Buna karşın transatlantik ilişkilerin ve AB-NATO işbirliğinin Avrupa güvenliğinin temel unsurları olmaya devam ettiği, Birliğin savunma ve caydırıcılık kapasitesini güçlendirmesi gerektiği belirtildi.
Değerlendirme, AB-Çin hattında ticaret geriliminin yükseldiği bir dönemde kabul edildi. Brüksel, Çin’den gelen sübvansiyonlu ürünlerin Avrupa sanayisi üzerinde baskı oluşturduğunu savunurken; Pekin, AB’nin aldığı önlemlere karşı misilleme uyarısında bulunuyor. Nadir toprak elementleri gibi kritik ham maddelerde Çin’e bağımlılık, ekonomik olduğu kadar güvenlik açısından da kırılganlık olarak tanımlandı.
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, haziranda yaptığı açıklamalarda Çin’e bağımlılığın azaltılmasının kolay veya ucuz olmayacağını ancak gerekli ve acil hale geldiğini söylemiş, Pekin’i Rusya’nın Ukrayna’daki faaliyetlerinin belirleyici destekçisi olmakla suçlamıştı.
Pekin ise bu suçlamaları reddediyor. Çin Dışişleri Bakanlığı, çatışmanın taraflarına öldürücü silah sağlamadığını ve çift kullanımlı ürünlerde sıkı ihracat denetimi uyguladığını belirtiyor. Sözcü Lin Jian, haziranda yaptığı açıklamada Çin’in çatışmaların sona erdirilmesi ve barış görüşmelerinin ilerletilmesi için çalıştığını ifade etmiş, Batılı ülkeleri “yanlış algıları düzeltmeye” çağırmıştı. Çin, Rusya ile ilişkilerinin ittifaksızlık ve üçüncü ülkeleri hedef almama ilkelerine dayandığını; Birleşmiş Milletler merkezli uluslararası düzeni desteklediğini savunuyor.
Belgede Türkiye’ye de yer verildi. Doğu Akdeniz’in Avrupa güvenliği açısından stratejik önemi vurgulandı ve Türkiye ile “aşamalı, orantılı ve geri döndürülebilir” anlayışla karşılıklı yarara dayalı ilişkilerin geliştirilmesinin AB’nin stratejik çıkarına olduğu belirtildi. İşbirliğinin ilerlemesinin Kıbrıs görüşmelerindeki süreç ve Ankara’nın kuvvet kullanma tehdidinden vazgeçmesine bağlandığı, Türkiye’nin yapıcı tutumunun farklı alanlarda ilerlemeyi mümkün kılacağı ifade edildi.
