Sunday, 1 November 2026 | İstanbul 19°
USD/TRY 49,86 ▲ EUR/TRY 55,82 ▲ GBP/TRY 67,02 ▲ CHF/TRY 60,83 ▲
SON DAKİKA
Rumen milletvekili Constantinescu: Rusya-NATO çatışması önlenmeli Bahçeli’den “100 İl 1000 İlçe” önerisi: 19 yeni il, 78 yeni ilçe Binance, siber saldırı kaynaklı kayıpların yüzde 90’ını karşıladığını açıkladı Milli eskrimciler Gothenburg’dan 4 madalyayla döndü Zelenskiy: Ukrayna, Türkiye’deki üçlü liderler toplantılarını destekliyor AP: İran saldırıları 26 ABD tesisinde hasara yol açtı Rumen milletvekili Constantinescu: Rusya-NATO çatışması önlenmeli Bahçeli’den “100 İl 1000 İlçe” önerisi: 19 yeni il, 78 yeni ilçe Binance, siber saldırı kaynaklı kayıpların yüzde 90’ını karşıladığını açıkladı Milli eskrimciler Gothenburg’dan 4 madalyayla döndü Zelenskiy: Ukrayna, Türkiye’deki üçlü liderler toplantılarını destekliyor AP: İran saldırıları 26 ABD tesisinde hasara yol açtı
Ana Sayfa / Dünya / Haber
DÜNYA 10 dk okuma

Donald Trump, Vladimir Putin ve Şi Cinping aynı masada: Kremlin’in büyük diplomasi kisvesi altında izolasyondan çıkma girişimi

ABD, Rusya ve Çin liderlerinin kasım ayında düzenlenecek APEC Zirvesi kapsamında olası üçlü buluşması, hiçbir somut sonuç alınmasa bile öncelikle Vladimir Putin açısından diplomatik bir kazanıma dönüşebilir. Kremlin için asıl önemli olan, Rusya Devlet Başkanı'nın Donald Trump ve Şi Cinping ile aynı masada görünmesi. Bununla birlikte gerçek anlaşmalara ulaşma ihtimali sınırlı: Ukrayna ve Avrupa ülkeleri, kendi güvenlikleri hakkında kendilerinin katılımı olmadan alınacak kararları kabul etmeyecektir. Çin ise uluslararası itibarının Washington ile Moskova'nın birbiriyle çelişen çıkarlarına hizmet etmek için kullanıldığı bir durumla karşılaşma riski taşıyor.

Habere ait görsel · Karadeniz Tellalı foto servisi

ABD, Rusya ve Çin liderlerinin kasım ayında düzenlenecek APEC Zirvesi kapsamında olası üçlü buluşması, hiçbir somut sonuç alınmasa bile öncelikle Vladimir Putin açısından diplomatik bir kazanıma dönüşebilir. Kremlin için asıl önemli olan, Rusya Devlet Başkanı’nın Donald Trump ve Şi Cinping ile aynı masada görünmesi. Bununla birlikte gerçek anlaşmalara ulaşma ihtimali sınırlı: Ukrayna ve Avrupa ülkeleri, kendi güvenlikleri hakkında kendilerinin katılımı olmadan alınacak kararları kabul etmeyecektir. Çin ise uluslararası itibarının Washington ile Moskova’nın birbiriyle çelişen çıkarlarına hizmet etmek için kullanıldığı bir durumla karşılaşma riski taşıyor.

Putin’in uluslararası izolasyondan çıkış aracı olarak zirve

Çin’in Shenzhen kentinde kasım ayında düzenlenecek Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) Zirvesi öncesinde gündeme gelen Donald Trump, Vladimir Putin ve Şi Cinping’in olası görüşmesi, açıklanan nükleer silahsızlanma gündeminden çok daha geniş bir siyasi bağlama sahip.

20 Ekim itibarıyla üçlü görüşmelerin düzenlenmesi konusunda kesin bir anlaşmaya varılmış değil. Washington diyaloğa hazır olduğunun sinyallerini verirken Moskova böyle bir ihtimalin değerlendirildiğini doğruluyor; Pekin ise somut taahhütlerde bulunmaktan kaçınıyor.

Bununla birlikte böyle bir zirvenin gerçekleşme ihtimali bile Kremlin açısından başlı başına siyasi değer taşıyor.

Rusya, Ukrayna’ya yönelik geniş çaplı işgalin başlamasından sonra yaptırımlarla, Batılı ülkelerle diplomatik temasların sınırlandırılmasıyla ve yönetiminin uluslararası alanda tecrit edilmesine yönelik girişimlerle karşı karşıya kaldı. Çin, Hindistan ve başka ülkelerle ilişkilerini sürdürmesine rağmen Moskova, Washington ile en üst düzeyde doğrudan diyaloğu yeniden tesis etmeyi hedefliyor.

Olası üçlü format, Putin’e hem Rus kamuoyuna hem de uluslararası topluma Rusya’nın küresel karar alma merkezlerinden biri olmaya devam ettiğini ve devlet başkanının dünyanın en etkili iki lideriyle aynı düzeyde muhatap olduğunu gösterme fırsatı sunuyor.

Bu çerçevede buluşma, Kremlin’in Ukrayna politikasını değiştirmesine gerek kalmadan diplomatik meşruiyet kazanmasını sağlayabilecek bir araç olarak görülebilir.

Bu nedenle Moskova, zirvenin somut sonuçlarından çok toplantının bizzat düzenlenmesiyle ilgileniyor olabilir.

Nükleer silahsızlanma: Kullanışlı bir diplomatik gerekçe

Washington resmî açıklamalarında stratejik istikrarı, nükleer silahların kontrolünü ve Çin’in görüşmelere dahil edilmesi olasılığını öne çıkarıyor.

Bu başlıkların uluslararası açıdan tartışılmaz bir önemi var. ABD ve Rusya dünyanın en büyük nükleer cephaneliklerine sahipken Çin de kendi kapasitesini istikrarlı biçimde genişletiyor.

Ancak taraflar arasındaki temel görüş ayrılıkları, somut anlaşmalara ulaşma ihtimalini önemli ölçüde sınırlıyor.

Washington, Pekin’i silah kontrol mekanizmalarına dahil etmek istiyor. Çin ise geleneksel olarak nükleer kapasiteler arasındaki eşitsizliğe dikkat çekiyor ve ABD ile Rusya’ya uygulananlara benzer niceliksel sınırlamaları kabul etmeye hazır görünmüyor. Moskova da stratejik istikrarı daha geniş bir güvenlik ve siyasi meseleler bütünüyle ilişkilendiriyor.

Bu koşullarda üçlü bir görüşmenin tek başına nükleer silahsızlanma alanında bir atılım sağlaması pek olası değil.

Kremlin açısından nükleer gündem başka bir işleve sahip olabilir: Ukrayna’ya karşı yürütülen savaş önceden çözüme kavuşturulmadan ABD Başkanı ile görüşmek için siyasi bakımdan kabul edilebilir bir gerekçe yaratmak.

Böylece Moskova, dikkatleri saldırganlığın sorumluluğundan küresel güvenlik konularına kaydırabilir; Rusya da bu alanda kendisini Washington ile eşit konumdaki bir ortak olarak sunmaya çalışabilir.

Bu tabloda diplomatik süreç, sonucundan daha önemli hale gelme; görüşmenin gerçekleşmesi de gerçek tavizlerin yerini alma riski taşıyor.

Ukrayna ve Avrupa, kendileri olmadan yapılan anlaşmaları kabul etmeyecek

Olası zirvenin en sorunlu boyutu, Rusya’nın Ukrayna’ya karşı yürüttüğü savaşın Kiev ve Avrupalı ortakların katılımı olmadan ele alınması ihtimali.

Basında yer alan haberlere göre savaşın sona erdirilmesine yönelik seçenekleri tartışmak için üçlü formatın kullanılmasını Putin önermiş olabilir.

Böyle bir girişim, Moskova’nın Ukrayna meselesini Washington ile doğrudan pazarlık konusu haline getirme yönündeki uzun süredir devam eden arzusuyla örtüşür. Bu yaklaşımda savaş, Rus saldırganlığının sonucu olarak değil, büyük güçler arasındaki daha geniş bir rekabetin parçası olarak sunulur.

Ancak bu modelin temel bir sınırı var: ABD, Rusya ve Çin, Ukrayna’nın egemen kararlarını gerektiren savaşın sona erme koşullarını kendi başlarına belirleyemez.

Kiev, Ukrayna’nın geleceğine ilişkin görüşmelerin ülkenin katılımı olmadan yürütülmesini defalarca kabul edilemez bulduğunu vurguladı. Benzer biçimde Avrupa devletlerinin de yalnızca Washington ile Moskova arasındaki mutabakatlarla çözülemeyecek kendi güvenlik çıkarları bulunuyor.

Bu durum özellikle Ukrayna’nın toprak bütünlüğü, güvenlik garantileri, yaptırım politikaları, askerî destek ve Avrupa güvenlik mimarisinin geleceği için geçerli.

Olası zirvenin katılımcıları bu konularda ortak yaklaşımlar geliştirmeye çalışsa bile bunların hayata geçirilmesi Kiev’in ve ilgili Avrupa başkentlerinin tutumuna bağlı olacaktır.

Ukrayna, üçüncü devletlerin belirlediği toprak veya siyasi tavizleri kabul etmek zorunda değil. Avrupalı ortaklar da yaptırımlar, mali ve askerî yardımlar ile güvenlik taahhütlerine ilişkin kendi yetkilerini koruyor.

Dolayısıyla Ukrayna ve Avrupa’ya önceden hazırlanmış çözümler dayatma girişimlerinin uygulanma şansı sınırlı olacaktır.

Üstelik onların katılımı olmadan yapılacak görüşmeler barışı yakınlaştırmak yerine müttefikler arasında yeni anlaşmazlıklara yol açabilir ve sonraki diplomatik süreci zorlaştırabilir.

Çin hakem değil, başkalarının diplomatik oyununun potansiyel rehinesi

Olası üçlü formatta en tartışmalı rollerden biri Şi Cinping’e ait.

İlk bakışta görüşmenin Çin topraklarında yapılması, Pekin’in uluslararası etkisinin arttığının ve aralarında ciddi anlaşmazlıklar bulunan devletler arasında diyaloğu sağlayabildiğinin göstergesi olabilir.

Ancak bu diplomatik cazibenin ardında önemli siyasi riskler yatıyor.

Çin, potansiyel arabulucuyken çıkarları Çin’inkilerle her zaman örtüşmeyen Rusya ve ABD’nin hedeflerine hizmet eden bir araca dönüşme tehlikesiyle karşı karşıya.

Şi Cinping’in katılımı, Putin’e Çin Halk Cumhuriyeti’nin uluslararası itibarından yararlanarak kendi diplomatik meşruiyetini güçlendirme fırsatı verebilir.

Üç liderin ortak buluşması, Rus propagandasına Moskova’yı yeni küresel düzenin vazgeçilmez aktörü olarak sunma; Çin’i de Putin’in Batı ile müzakere masasına dönüşünü fiilen kolaylaştıran devlet olarak gösterme imkânı tanıyabilir.

Buna karşılık Pekin’in görüşmeden somut siyasi veya ekonomik kazanımlar elde edeceği kesin değil.

Washington ise üçlü formatı nükleer silahlar, stratejik rekabet ve uluslararası güvenlik konularında Çin üzerindeki baskıyı artırmak için kullanabilir.

Sonuç olarak Şi Cinping çifte bir sınamayla karşılaşabilir: Moskova onun katılımından kendi siyasi itibarını onarmak için yararlanırken Washington da toplantıyı Amerikan gündemini ilerletmek için kullanabilir.

Rus tarafının Pekin’i Ukrayna’daki savaşın sona erdirilmesine ilişkin görüşmelere çekmeye çalışması veya Çin’i gayriresmî mutabakatların tarafı gibi göstermesi özellikle sorunlu olabilir.

Bu durum Çin’in Ukrayna ve Avrupa Birliği ile ilişkilerinde ek itibar riskleri yaratabilir.

Çin, savaşa doğrudan dahil olmaktan kaçınarak diplomatik manevra alanını korumaya çalışıyor. Ukrayna’nın geleceği hakkında Ukrayna olmadan anlaşma arayışı olarak algılanabilecek bir formata katılması, bu alanı daraltabilir.

Bu nedenle olası zirve Pekin açısından diplomatik bir fırsattan çok, başka aktörlerin şekillendirdiği girişimlerin siyasi maliyetini Çin’in üstlendiği bir tuzağa dönüşebilir.

Neden diplomatik bir atılım beklenmemeli?

Önerilen formatın en büyük zayıflığı, muhtemel katılımcılar arasında ortak bir stratejik vizyonun bulunmaması.

ABD, stratejik silahlar üzerindeki denetimi güçlendirmek ve Çin ile rekabetini yönetmek istiyor. Rusya uluslararası statüsünü yeniden kazanmayı, yaptırım baskısını hafifletmeyi ve Ukrayna’ya ilişkin taleplerini ilerletmeyi hedefliyor. Çin ise stratejik özerkliğini korumaya ve uluslararası hareket alanını sınırlayacak yükümlülüklerden kaçınmaya çalışıyor.

Bu hedefler ortak bir müzakere zemini oluşturmuyor.

Tersine, her taraf zirveyi kendi, çoğu zaman birbiriyle bağdaşmayan amaçlarına ulaşmak için bir araç olarak görebilir.

Bu durum özellikle Rusya-Ukrayna savaşı için geçerli. Kremlin’in toprak talepleri, saldırganlığın durdurulması ve Ukrayna’nın egemenliğine saygı konusundaki tutumu değişmeden, en üst düzey uluslararası görüşmeler bile çatışmanın temel nedenlerini ortadan kaldıramaz.

Aynı şekilde Çin’in olası Rusya-ABD anlaşmalarının uygulanmasının sorumluluğunu üstlenmeye hazır olduğunu düşünmek için de bir neden bulunmuyor.

Görüşme gerçekleşirse uluslararası çatışmaların diyalog, stratejik istikrar ve barışçıl yollarla çözülmesi gerektiğine ilişkin genel açıklamalarla sona ereceği varsayılabilir.

Ancak somut taahhütler, uygulama mekanizmaları ve doğrudan ilgili devletlerin katılımı olmadan bu tür bildirilerin tek başına savaşı sona erdirecek gücü olmayacaktır.

Buna rağmen sembolik bir zirvenin bile kamuoyu ve siyaset üzerinde etkileri olabilir.

Rus tarafı, görüşmelerin gerçekleşmesini Putin’in uluslararası izolasyonunun sona erdiği, Rusya’nın küresel güç merkezleri arasına geri döndüğü ve Avrupa güvenliğinde özel rol üstlenme iddiasının sözde kabul edildiği anlatısını oluşturmak için kullanabilir.

Başka bir deyişle, gerçek bir barış sonucu ortaya çıkmasa bile Kremlin zirveyi kendi diplomatik zaferi olarak sunmaya çalışabilir.

Gerçek çözüm yerine diplomatik gösteri

Trump, Putin ve Şi Cinping’in olası buluşması, günümüz uluslararası diplomasisindeki temel bir çelişkiyi ortaya koyuyor: Büyük güçler arasındaki görüşmeler, gerekli siyasi koşullar mevcut olmasa bile köklü jeopolitik değişimler yaşanıyormuş izlenimi yaratabiliyor.

Putin açısından asıl olası kazanım savaşın sona ermesi değil; diplomatik izolasyonunu hafifletme, Washington’ın ayrıcalıklı muhatabı olma konumunu yeniden elde etme ve Çin liderinin katılımını uluslararası meşruiyetini güçlendirmek için kullanma imkânı.

Trump açısından böyle bir zirve, ABD’nin diplomatik inisiyatifini sergileme fırsatı olabilir. Ancak tarafların somut tavizler vermemesi halinde sembolik bir etkinlik olarak kalma riski taşıyor.

Şi Cinping için müzakerelere katılım, Moskova’nın siyasi itibarını onarma çabası ile Washington’ın kendi stratejik çıkarlarını ilerletme niyeti arasında başkalarının jeopolitik hesaplarına rehin düşme tehlikesi barındırıyor.

Ukrayna ve Avrupa açısından ise başka bir ilke belirleyici: Hiçbir üçlü format, egemenlik hakları ve güvenlik çıkarları doğrudan etkilenen ülkelerin yer alacağı görüşmelerin yerine geçemez.

Bu yüzden böyle bir zirvede savaşı sona erdirecek uygulanabilir anlaşmalara ulaşma ihtimali son derece sınırlı.

Putin, Trump ve Şi Cinping ile istediği fotoğrafı çektirebilir. Ancak bu fotoğraf yaptırımları kaldırmaz, Ukrayna’nın işgal altındaki topraklarının uluslararası hukuktaki statüsünü değiştirmez ve Ukrayna ile Avrupa’nın kendileri olmadan yapılan anlaşmaları kabul etmesini sağlamaz.

Olası zirvenin temel çelişkisi tam da burada: Kremlin’in diplomatik izolasyondan çıktığı görüntüsünü yaratmasına yardımcı olabilir, ancak savaşın gerçekten sona ermesini yakınlaştırmayabilir.

Bu nedenle toplantının en somut sonucu barış değil, ABD’nin diplomatik katılımıyla ve Çin’in uluslararası itibarından yararlanılarak Putin’in siyasi açıdan yeniden meşrulaştırılmasına yönelik bir girişim olabilir.

İlgili Haberler