Sunday, 1 November 2026 | İstanbul 19°
USD/TRY 49,86 ▲ EUR/TRY 55,82 ▲ GBP/TRY 67,02 ▲ CHF/TRY 60,83 ▲
SON DAKİKA
Rumen milletvekili Constantinescu: Rusya-NATO çatışması önlenmeli Bahçeli’den “100 İl 1000 İlçe” önerisi: 19 yeni il, 78 yeni ilçe Binance, siber saldırı kaynaklı kayıpların yüzde 90’ını karşıladığını açıkladı Milli eskrimciler Gothenburg’dan 4 madalyayla döndü Zelenskiy: Ukrayna, Türkiye’deki üçlü liderler toplantılarını destekliyor AP: İran saldırıları 26 ABD tesisinde hasara yol açtı Rumen milletvekili Constantinescu: Rusya-NATO çatışması önlenmeli Bahçeli’den “100 İl 1000 İlçe” önerisi: 19 yeni il, 78 yeni ilçe Binance, siber saldırı kaynaklı kayıpların yüzde 90’ını karşıladığını açıkladı Milli eskrimciler Gothenburg’dan 4 madalyayla döndü Zelenskiy: Ukrayna, Türkiye’deki üçlü liderler toplantılarını destekliyor AP: İran saldırıları 26 ABD tesisinde hasara yol açtı
Ana Sayfa / Dünya / Haber
DÜNYA 19 dk okuma

BM Genel Sekreterliği yarışında kritik hesaplar: Grossi, Orbán ve Nusseibeh Türkiye için ne anlama geliyor?

BM Genel Sekreterliği seçiminde kimler aday? Grossi, Orbán ve Feridun Sinirlioğlu üzerinden Türkiye'nin diplomatik seçenekleri.

Habere ait görsel · Karadeniz Tellalı foto servisi

Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği için yürütülen seçim sürecinde adayların diplomatik deneyimleri kadar geçmişteki siyasi tercihleri de tartışılıyor. Rafael Grossi’nin nükleer krizlerdeki tartışmalı rolü, Viktor Orbán’ın Avrupa’daki politikaları ve Lana Nusseibeh’nin Türkiye’ye yönelik geçmiş açıklamaları dikkat çekiyor. Ankara’da ise Feridun Sinirlioğlu’nun olası adaylığı gündemde.

Birleşmiş Milletler, António Guterres’in 31 Aralık 2026’da sona erecek görev süresinin ardından yeni Genel Sekreterini belirlemeye hazırlanıyor.

Ancak seçim sürecinde adayların uluslararası deneyimleri kadar geçmişteki siyasi pozisyonları, tarafsızlık konusundaki tartışmalar ve Güvenlik Konseyi üyeleriyle ilişkileri de önem kazanıyor.

Arjantinli Rafael Mariano Grossi, Birleşik Arap Emirlikleri’nden Lana Zaki Nusseibeh ve diğer resmî adayların yanı sıra eski Macaristan Başbakanı Viktor Orbán’ın adı da uluslararası kulislerde gündeme geldi.

Türkiye açısından ise farklı bir ihtimal beliriyor.

Uzun yıllar Birleşmiş Milletlerde görev yapan ve halen Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatının (AGİT) Genel Sekreteri olan Feridun Sinirlioğlu’nun aday gösterilmesi üzerinde çalışıldığı bildiriliyor.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın diplomatik ve güvenlik alanındaki birikimi de Türkiye’nin uluslararası kurumlarda üst düzey görevler üstlenebilecek isimler yetiştirdiğini gösteriyor. Bununla birlikte Fidan hakkında doğrulanmış bir adaylık girişimi bulunmuyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 27 Ekim’de Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile yaptığı görüşmede BM Genel Sekreterliği seçimini gündeme getirmesi, Ankara’nın bu süreci yakından izlediğini ortaya koydu.

Türkiye’nin uzun süredir savunduğu BM reformu düşünüldüğünde asıl mesele, yeni Genel Sekreterin yalnızca büyük güçler arasında kabul görmesi değil; uluslararası hukuku, kurumsal bağımsızlığı ve daha kapsayıcı bir diplomatik düzeni ne ölçüde savunabileceği.

BM Genel Sekreteri nasıl seçiliyor?

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, BM Şartı’nın 97. maddesi uyarınca Güvenlik Konseyi’nin tavsiyesi üzerine Genel Kurul tarafından atanıyor.

Güvenlik Konseyi’nde adayın resmen tavsiye edilmesi için en az dokuz olumlu oy gerekiyor. Ayrıca beş daimi üyeden herhangi birinin veto kullanmaması şart.

Bu nedenle ABD, Rusya, Çin, Fransa ve Birleşik Krallık seçim sürecinde belirleyici etkiye sahip.

2026 seçimleri kapsamında adaylarla kamuya açık görüşmeler yapılırken Güvenlik Konseyi’nde gayriresmî yoklama oylamaları da gerçekleştiriliyor.

Ancak bu oylamaların sonuçları resmî seçim kararının yerini tutmuyor.

Birleşmiş Milletler’in resmî seçim sayfası, adaylık belgelerini, görüşmeleri ve sürecin aşamalarını yayımlıyor.

Resmî adaylar kimler?

28 Ekim 2026 itibarıyla BM’nin resmî listesinde yedi aday bulunuyor.

AdayÜlkesiAday gösteren devlet
Rafael Mariano GrossiArjantinArjantin
Rebeca GrynspanKosta RikaKosta Rika
María Fernanda Espinosa GarcésEkvadorAntigua ve Barbuda
Carolyn Rodrigues BirkettGuyanaGuyana
Ivonne A-BakiEkvadorTonga
Olara OtunnuUgandaUganda
Lana Zaki NusseibehBirleşik Arap EmirlikleriBirleşik Arap Emirlikleri

Eski Şili Cumhurbaşkanı Michelle Bachelet’in adaylığı 21 Eylül’de, eski Senegal Cumhurbaşkanı Macky Sall’ın adaylığı ise 20 Ekim’de geri çekildi.

Adayların farklı deneyim alanları bulunuyor.

Rebeca Grynspan, ekonomik kalkınma ve uluslararası ticaret; María Fernanda Espinosa, çok taraflı diplomasi ve BM Genel Kurulu; Carolyn Rodrigues Birkett ise gelişmekte olan ülkelerin dış politikası alanlarında görev yaptı.

Olara Otunnu’nun çatışma bölgeleri ve çocukların korunması, Ivonne A-Baki’nin ise diplomatik temsil ve kamu yönetimi deneyimi bulunuyor.

Ancak BM’nin başındaki isim yalnızca belirli bir konuda uzmanlaşmış bir diplomat olmayacak.

Yeni Genel Sekreterin dünyanın farklı bölgelerinde çatışmaları yönetebilmesi, insani krizlere müdahale edebilmesi ve aralarında ciddi anlaşmazlıklar bulunan devletlerle çalışabilmesi gerekecek.

Rafael Grossi: Nükleer diplomasideki tartışmalar BM yönetimine taşınabilir mi?

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Genel Direktörü Rafael Mariano Grossi, yarışın erken açıklanan adaylarından biri.

2019 yılından bu yana UAEA’yı yöneten Grossi, özellikle İran’ın nükleer programı ve Ukrayna’daki Zaporijya Nükleer Santrali’nin güvenliğiyle ilgili diplomatik süreçlerde yer aldı.

Ancak bu görünürlük, adaylığının tartışmasız olduğu anlamına gelmiyor.

Grossi’nin uluslararası çalışmalarının önemli bölümü nükleer denetim ve stratejik güvenlik alanında yoğunlaşıyor.

Oysa BM Genel Sekreterinin görevleri bunlardan çok daha geniş.

Filistin, Sudan, Suriye ve Ukrayna gibi krizlerin yanı sıra mülteci hareketleri, ekonomik kalkınma, uluslararası eşitsizlikler, iklim politikaları ve insan hakları da BM’nin temel sorumlulukları arasında bulunuyor.

Bu nedenle Grossi açısından en önemli sorulardan biri, uzmanlık alanı dışındaki meselelerde nasıl bir kurumsal liderlik ortaya koyabileceği.

İran ile yaşanan güven sorunu

Grossi’nin adaylığı açısından en hassas konulardan biri İran’ın nükleer programına ilişkin tartışmalar.

İranlı yetkililer, özellikle ABD ve İsrail’in İran’daki nükleer tesislere yönelik saldırılarının ardından UAEA’nın açıklamalarını ve Grossi’nin tutumunu eleştirdi.

Tahran, ajansın çalışmalarının siyasi baskılardan etkilenebildiğini öne sürdü.

Haziran 2026’da İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, Grossi’nin yaklaşımını siyasi ve sorumsuz olarak nitelendirdi; saldırıları yeterince kınamadığını savundu.

Grossi ise eleştirileri reddetti.

Anadolu Ajansı’nın 9 Haziran tarihli haberine göre Grossi, İran’ın açıklamalarını siyasi tepki olarak değerlendirdi.

18 Haziran’da Cenevre’de yaptığı basın toplantısında da UAEA raporlarının tarafsız ve teknik çalışmalar olduğunu savundu.

Bu gelişmeler Grossi’nin taraflı davrandığını hukuken kanıtlamıyor.

Ancak BM Genel Sekreterliği gibi farklı ülkelerin güvenine dayanması gereken bir görev açısından ciddi bir diplomatik soruyu gündeme getiriyor:

İran gibi önemli bir bölgesel aktörün geçmiş faaliyetlerini açıkça sorguladığı bir diplomat, Orta Doğu krizlerinde bütün tarafların güvenini nasıl kazanacak?

Grossi’nin bu konuda yalnızca teknik doğruluğa değil, siyasi güvenin yeniden inşasına ilişkin de ikna edici bir yaklaşım sunması gerekiyor.

Zaporijya meselesi: Teknik diplomasi ile siyasi sonuç arasındaki fark

Grossi’nin görev süresindeki bir başka önemli mesele Ukrayna’daki Zaporijya Nükleer Santrali.

Rusya’nın kontrolü altındaki tesis, savaş boyunca ciddi güvenlik riskleriyle karşı karşıya kaldı.

UAEA, santralin durumunu gözlemlemek ve nükleer güvenlik risklerini azaltmak için sahada faaliyet yürüttü.

Ancak uluslararası izleme faaliyetleri, santralin kontrolüne ve savaşın yarattığı siyasi sorunlara kalıcı bir çözüm getirmiş değil.

Bu durum doğrudan Grossi’nin kişisel başarısızlığı olarak yorumlanamaz. UAEA’nın hukuki yetkileri ve tarafların siyasi tercihleri, ajansın hareket alanını sınırlandırıyor.

Bununla birlikte, teknik izleme mekanizmalarının siyasi krizleri çözmekte ne ölçüde etkili olabildiği sorusu önemini koruyor.

BM Genel Sekreterliği, yalnızca tehlikeleri belgelemek değil, uluslararası aktörler arasında siyasi çözüm süreçleri geliştirmek zorunda olan bir makam.

Grossi’nin bu daha geniş sorumluluğu nasıl yerine getireceği henüz tam olarak açıklığa kavuşmuş değil.

Güvenlik Konseyi’nde uzlaşma da garanti değil

Grossi’nin erken adaylığını açıklamış olması ve uluslararası tanınırlığı, Güvenlik Konseyi’nde kesin destek elde ettiği anlamına gelmiyor.

Security Council Report’un değerlendirmelerine göre adaylar gayriresmî yoklamalarda farklı düzeylerde itirazlarla karşılaştı.

Grossi açısından asıl sorun, nükleer güvenlik alanındaki deneyimini tüm BM üyeleri için kabul edilebilir bir siyasi ve kurumsal yönetim programına dönüştürmek.

Bu bakımdan adaylığının güçlü yönleri kadar önemli sınırlamaları da bulunuyor.

Viktor Orbán: BM’yi yönetmek için uygun bir diplomatik geçmiş mi?

Eski Macaristan Başbakanı Viktor Orbán’ın adı, ekim ayının son günlerinde BM Genel Sekreterliği seçimlerinde gündeme geldi.

26 Ekim’de yayımlanan haberlere göre ABD yönetimindeki bazı isimler Orbán’ın adaylığını değerlendirdi.

Ancak Washington ve Pekin bu yönde resmî bir destek açıklamadı.

Orbán henüz aday gösterilmiş değil.

Bununla birlikte olası adaylık, özellikle Avrupa’da ciddi itirazlarla karşılaştı.

Avrupa Birliği ile yıllarca süren anlaşmazlıklar

Orbán’ın başbakanlığı döneminde Macaristan, Avrupa Birliği ile hukuk devleti, yargı bağımsızlığı, sivil toplum faaliyetleri ve kamu kaynaklarının kullanımı konularında çok sayıda anlaşmazlık yaşadı.

Birleşik Krallık Avam Kamarası Kütüphanesinin araştırmasına göre AB kurumları, Orbán hükümetinin çeşitli politikalarına karşı hukuki süreçler yürüttü ve bazı Avrupa fonlarını hukuk devleti koşullarına bağladı.

Bu anlaşmazlıkların bir bölümü yalnızca siyasi açıklamalarla sınırlı kalmadı; Avrupa Birliği Adalet Divanı kararlarına ve mali yaptırımlara kadar uzandı.

BM Genel Sekreterliği açısından bu geçmiş önem taşıyor.

Çünkü görev, yalnızca bir devletin egemenlik haklarını savunmayı değil, uluslararası anlaşmalara dayanan kurumların işleyişine güven oluşturmayı da gerektiriyor.

Orbán’ın destekçileri geçmişteki yaklaşımını ulusal çıkarları koruma çabası olarak değerlendirebilir.

Ancak uluslararası kurumlarla tekrarlanan anlaşmazlıklar, onun BM’de ortak kurallara dayalı uzlaşma süreçlerini nasıl yöneteceği sorusunu gündeme getiriyor.

Ukrayna ve Rusya politikası

Orbán, Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik geniş çaplı işgalinden sonra Avrupa Birliği’nin bazı yaptırım ve yardım kararlarına karşı çıktı.

Macaristan hükümeti çeşitli süreçlerde Rusya’ya yönelik yaptırım paketlerinin ve Ukrayna’ya sağlanacak desteğin kabul edilmesini geciktirdi.

Orbán’ın Moskova ile temasları da Avrupa’da eleştirildi.

Bu tutumun savunucuları, Rusya ile iletişim kanallarının açık tutulmasını diplomatik açıdan gerekli görüyor.

Ancak eleştirmenlere göre diplomatik iletişim ile uluslararası kararların sistematik biçimde engellenmesi birbirinden ayrı meseleler.

Nitekim Orbán’ın olası BM adaylığına Polonya ve Ukrayna’dan kamuya açık itirazlar geldi.

Polonya Dışişleri Bakanı Radosław Sikorski, ülkesinin Orbán’a destek vermesini beklemediğini açıkladı.

Ukrayna Dışişleri Bakanı Andriy Sıbiha ise Orbán’ın Avrupa Birliği kararlarını geciktirme geçmişini sert biçimde eleştirdi.

Bu açıklamalar, henüz resmen aday olmayan Orbán’ın bile bazı üye devletlerin güvenini kazanmakta zorlanabileceğini gösteriyor.

Büyük güçlerin uzlaşması, bütün ülkelerin uzlaşması değil

Orbán’ın adı etrafındaki en tartışmalı iddialardan biri, ABD, Rusya ve Çin’in üzerinde anlaşabileceği bir isim olabileceği yönünde.

Böyle bir uzlaşma doğrulanmış değil.

Ancak olası senaryo, BM’nin geleceği açısından önemli bir soruyu gündeme getiriyor.

Genel Sekreterin görevi yalnızca Güvenlik Konseyi’nin güçlü üyeleriyle uyumlu çalışmak değil; küçük ve orta ölçekli devletlerin de güven duyabileceği bir kurum yönetmek.

Bu nedenle üç büyük gücün siyasi hesaplarına dayanan olası bir adaylık, kurumsal bağımsızlık ve temsil açısından tartışma yaratabilir.

Orbán’ın geçmişteki AB politikaları da bu tartışmanın daha hassas hâle gelmesine yol açıyor.

Orbán’ın olası adaylığı Türkiye açısından hangi sorunları doğurabilir?

Türkiye ile Macaristan arasında uzun yıllara dayanan yakın ilişkiler bulunuyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Orbán’ın başbakanlığı döneminde iki ülke ekonomik, siyasi ve güvenlik alanlarında ilişkilerini geliştirdi.

Türkiye ve Macaristan 2023’te ilişkilerini geliştirilmiş stratejik ortaklık düzeyine taşıdı.

Ancak bir ülkenin Türkiye ile yakın ilişkiler kurmuş eski başbakanının BM Genel Sekreteri olması, Ankara açısından otomatik olarak olumlu sonuçlar doğuracağı anlamına gelmiyor.

Türkiye’nin BM reformu yaklaşımı

Ankara, Güvenlik Konseyi’nin mevcut yapısının dünya siyasetindeki değişimleri yeterince yansıtmadığını savunuyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sıkça kullandığı “Dünya beşten büyüktür” yaklaşımı bu görüşün temel ifadesi.

Orbán’ın büyük güçlerin desteğiyle ortaya çıkabilecek olası adaylığı ise Ankara’nın savunduğu daha geniş temsil ve reform ilkeleriyle birlikte değerlendirilmek zorunda.

Bir Genel Sekreterin büyük devletlerin desteğini alması seçim prosedürünün doğal parçası.

Ancak bu destek, görev sırasında bağımsız karar almayı zorlaştıracak bir siyasi bağımlılığa dönüşürse uluslararası kurumun güvenilirliği zarar görebilir.

Karadeniz ve Avrupa güvenliği

Türkiye, Ukrayna’nın egemenliği ve toprak bütünlüğünü desteklerken Rusya ile diplomatik ve ekonomik ilişkilerini sürdürüyor.

Bu denge, Karadeniz güvenliği ve bölgesel diplomasi açısından önemli.

Orbán’ın geçmişte Ukrayna konusundaki Avrupa kararlarıyla yaşadığı anlaşmazlıklar, olası BM Genel Sekreterliği döneminde benzer krizlerde nasıl hareket edeceği sorusunu güçlendiriyor.

Türkiye açısından önemli olan yalnızca Moskova ile konuşabilen bir Genel Sekreter değil, Moskova, Kyiv, Avrupa başkentleri ve diğer bölgesel aktörler arasında güven sağlayabilen bir diplomat.

Bu nedenle Orbán’ın geçmişini değerlendirirken kişisel ilişkilerden ziyade uluslararası kararların uygulanması, tarafsızlık ve kriz yönetimi konularına odaklanmak gerekiyor.

Lana Nusseibeh: Türkiye ile geçmişteki anlaşmazlıklar unutulmuş değil

Birleşik Arap Emirlikleri tarafından 21 Ekim 2026’da resmen aday gösterilen Lana Zaki Nusseibeh, seçim yarışına sonradan katılan isimlerden biri.

Nusseibeh, uzun yıllar BAE’nin Birleşmiş Milletler Daimî Temsilcisi olarak görev yaptı.

Ancak adaylığının Türkiye açısından değerlendirilmesinde yalnızca diplomatik görevleri değil, geçmişte savunduğu dış politika pozisyonları da önem taşıyor.

Özellikle 2020 yılında Libya konusunda Türkiye’ye yönelik açıklamaları dikkat çekiyor.

2020’de Türkiye’yi eleştiren diplomatik çizginin temsilcisiydi

Türkiye ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki ilişkiler, 2020 yılında Libya ve Doğu Akdeniz başta olmak üzere çeşitli bölgesel konularda ciddi gerilimler yaşadı.

Ankara, Libya’daki uluslararası alanda tanınan Ulusal Mutabakat Hükümeti ile askerî ve deniz yetki alanlarına ilişkin anlaşmalar yaptı.

BAE ise Türkiye’nin Libya’daki askerî faaliyetlerine karşı çıktı.

Bu politik ayrılığın BM düzeyindeki temsilcilerinden biri Nusseibeh oldu.

BAE Dışişleri Bakanlığının 9 Haziran 2020 tarihli açıklamasına göre Nusseibeh, Türkiye’nin Libya’daki faaliyetlerine ilişkin ciddi endişelerini BM Güvenlik Konseyi’ne iletti.

Açıklama, BAE’nin Türkiye ile Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti arasında imzalanan askerî ve denizcilik anlaşmalarına karşı çıkan diplomatik tutumuyla bağlantılıydı.

BAE bu anlaşmaların uluslararası hukuka aykırı olduğunu savunurken Ankara farklı bir hukuki ve siyasi değerlendirme ortaya koyuyordu.

Dolayısıyla Nusseibeh, Türkiye ile BAE arasındaki en ciddi diplomatik anlaşmazlıklardan birinde ülkesinin karşıt pozisyonunu aktif biçimde temsil etti.

Bu durum onun uluslararası diplomasi geçmişinin Türkiye açısından tamamen sorunsuz olmadığını gösteriyor.

Bir diplomatın geçmişte ülkesinin resmî politikasını savunması olağan. Ancak bu geçmiş, gelecekte uluslararası tarafsızlık gerektiren bir göreve aday olduğunda siyasi değerlendirmelerin dışında tutulamaz.

Sudan konusunda BAE’ye yönelik iddialar

Nusseibeh’nin adaylığı yalnızca Türkiye ile geçmişte yaşanan anlaşmazlıklar nedeniyle tartışılmıyor.

BAE’nin Sudan’daki Hızlı Destek Kuvvetlerine (RSF) destek sağladığına yönelik iddialar, ülkenin dış politikasına ilişkin önemli uluslararası tartışmalar arasında.

RSF, Sudan’daki savaş sırasında sivillere yönelik ağır ihlallerle suçlanıyor.

BAE yönetimi ise RSF’ye askerî destek verdiği iddialarını reddediyor.

Associated Press’in adaylığı inceleyen haberinde, bu tartışmaların Nusseibeh’nin BM Genel Sekreterliği iddiası açısından ciddi bir sınav oluşturabileceği belirtiliyor.

Nusseibeh’nin bu politikaların tamamından şahsen sorumlu olduğunu ileri sürmek için kanıt bulunmuyor.

Bununla birlikte ülkesini BM’de üst düzeyde temsil etmiş bir diplomat olarak Sudan konusunda uluslararası toplumun sorularıyla karşılaşması beklenebilir.

Genel Sekreterlik makamı açısından kritik mesele, yalnızca diplomatik açıklamalar yapmak değil, savaş suçları ve insani krizler gibi konularda bütün tarafların güvenini koruyabilmek.

Türkiye ile ilişkilerde daha sonra yaşanan yakınlaşma

Bununla birlikte Türkiye ile BAE arasındaki ilişkilerin 2020 yılındaki gerilim düzeyinde kaldığı söylenemez.

2021 yılında BAE liderliğinin Ankara’ya yaptığı ziyaret ve 2022 yılında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın BAE ziyareti, ilişkilerde yeni bir dönemin başlangıcı oldu.

2023’te yürürlüğe giren Kapsamlı Ekonomik Ortaklık Anlaşması da ekonomik ilişkilerin gelişmesini destekledi.

Bu değişim Nusseibeh’nin açıklamalarına da yansıdı.

The National’a Eylül 2022’de verdiği röportajda, BAE’nin bölgesel gerilimleri azaltma, ekonomik ilişkileri geliştirme ve Türkiye dahil bazı ülkelerle ortak zemin oluşturma politikasını desteklediğini belirtti.

Bu açıklama, Nusseibeh’nin 2020’de Türkiye’ye yönelik eleştirel tutumunun ardından değişen bölgesel diplomatik çizgiye uyum sağladığını gösteriyor.

Ancak ilişkilerdeki iyileşme, geçmişte yaşanan politika ayrılıklarının hiç yaşanmamış olduğu anlamına gelmiyor.

Kültürel yakınlık diplomatik güvenin yerini tutar mı?

Türkiye ve BAE, nüfuslarının önemli bölümü Müslüman olan ve çeşitli tarihsel ve kültürel bağlar paylaşan iki ülke.

Bu ortak kültürel çevre, karşılıklı anlayış ve diplomatik temas açısından olumlu bir zemin oluşturabilir.

Ancak Nusseibeh’nin kişisel dinî inancı veya mezhebine ilişkin doğrulanmış kamuya açık bir bilgiye dayanarak değerlendirme yapmak mümkün değil.

Ayrıca ortak dinî veya kültürel bağlar, devletlerin dış politika tercihlerinin her zaman örtüştüğü anlamına gelmiyor.

Türkiye açısından Nusseibeh’nin adaylığını değerlendirirken belirleyici ölçüt, geçmişteki anlaşmazlıklardan sonra nasıl bir diplomatik yaklaşım geliştirdiği ve olası BM görevinde ne ölçüde bağımsız hareket edebileceği olacak.

Feridun Sinirlioğlu: Türkiye’nin uluslararası kurumlarda yetiştirdiği deneyimli diplomat

Seçim sürecinde Türkiye açısından en dikkat çekici gelişmelerden biri Feridun Sinirlioğlu’nun olası adaylığı.

Associated Press’in haberinde Ankara’nın Sinirlioğlu’nu aday göstermeyi değerlendirdiği belirtilmişti.

28 Ekim’de Türkiye Today tarafından yayımlanan haberde ise Türkiye’nin adaylık açıklamasına hazırlandığı öne sürüldü.

Bununla birlikte Sinirlioğlu, 28 Ekim itibarıyla BM’nin resmî aday listesinde bulunmuyor.

BM ve AGİT deneyimi

Sinirlioğlu, 2015 yılında Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı olarak görev yaptı.

2016–2023 yılları arasında Türkiye’nin BM Daimî Temsilciliğini yürüttü.

2023 yılında BM Genel Sekreteri António Guterres tarafından Afganistan konusundaki bağımsız değerlendirme süreci için özel koordinatör olarak görevlendirildi.

Aralık 2024’te ise AGİT Genel Sekreterliğine seçildi.

Bu atama, aralarında ABD, Rusya, Ukrayna ve Avrupa ülkelerinin de bulunduğu 57 katılımcı devletin uzlaşmasıyla gerçekleşti.

AGİT’in resmî biyografisi, Sinirlioğlu’nun çok taraflı diplomasi, güvenlik politikaları ve uluslararası kurumların yönetimi alanlarındaki tecrübesini ortaya koyuyor.

Bu deneyimin önemi, yalnızca uzun yıllar görev yapmış olmasından kaynaklanmıyor.

Sinirlioğlu’nun, ciddi siyasi anlaşmazlıkları bulunan devletlerin ortak kabulüyle üst düzey bir uluslararası göreve atanmış olması somut bir diplomatik referans niteliğinde.

BM Genel Sekreterliği seçiminde de benzer biçimde geniş uzlaşma gerekecek.

Olası adaylığın zorlukları

Sinirlioğlu’nun geçmişi önemli kurumsal deneyim sağlasa da Güvenlik Konseyi’ndeki uzlaşmanın otomatik olarak gerçekleşeceği söylenemez.

Türkiye’nin bazı bölgesel meselelerdeki tutumu, özellikle Yunanistan ve İsrail gibi ülkelerle yaşanan anlaşmazlıklar nedeniyle tartışma konusu olabilir.

Bununla birlikte AGİT Genel Sekreterliğine atanmış olması, farklı görüşlere sahip ülkelerle diplomatik uzlaşma geliştirebildiğine dair önemli bir örnek sunuyor.

Olası adaylığın başarısı, bu deneyimin BM’nin daha geniş görev alanına nasıl taşınacağının açıklanmasına bağlı olacak.

Türkiye için asıl mesele: Bağımsız ve etkili bir BM

Türkiye’nin yeni Genel Sekreterden beklentileri yalnızca kendi vatandaşının seçilmesi ihtimaliyle sınırlı değil.

Ankara, BM Güvenlik Konseyi’nin reforme edilmesini ve uluslararası karar alma süreçlerinin daha kapsayıcı hâle getirilmesini savunuyor.

Bu çerçevede yeni Genel Sekreterin özellikle Karadeniz güvenliği, Ukrayna’daki savaş, Filistin meselesi, Suriye, Kıbrıs ve Doğu Akdeniz gibi konulardaki yaklaşımı önem taşıyor.

Grossi’nin İran dosyasında karşılaştığı güven sorunu, Orbán’ın uluslararası kurumlarla yaşadığı anlaşmazlıklar ve Nusseibeh’nin Türkiye ile geçmişteki karşıt diplomatik pozisyonları, adayların siyasi geçmişlerinin neden dikkatle incelenmesi gerektiğini gösteriyor.

Öte yandan Sinirlioğlu’nun BM ve AGİT tecrübesi ile Fidan’ın dış politika ve güvenlik geçmişi, Türkiye’nin uluslararası diplomasi alanındaki kurumsal birikimini ortaya koyuyor.

Ancak hiçbir adayın milliyeti veya geçmişte belirli bir devletle kurduğu yakın ilişkiler, tarafsızlık konusunda tek başına güvence oluşturmuyor.

Sonuç: BM’nin geleceği yalnızca büyük güçlerin uzlaşmasına bırakılamaz

Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği yarışı, uluslararası sistemdeki mevcut siyasi ayrılıkları da yansıtıyor.

Rafael Grossi’nin nükleer diplomasi alanındaki deneyimi, İran konusunda yaşadığı güven tartışmalarını veya BM’nin daha geniş sorumluluklarına ilişkin soruları ortadan kaldırmıyor.

Viktor Orbán’ın geçmişindeki Avrupa Birliği anlaşmazlıkları ve Ukrayna politikasına ilişkin itirazlar, olası adaylığının daha ilk aşamada tartışmalı hâle gelmesine yol açıyor.

Lana Nusseibeh ise BM’deki görevleriyle uluslararası deneyime sahip olsa da Türkiye’ye yönelik 2020 yılındaki açıklamaları ve BAE’nin Sudan politikası çevresindeki tartışmalar nedeniyle siyasi geçmişinin sorgulanmasıyla karşı karşıya.

Nusseibeh’nin daha sonra Türkiye ile ilişkilerin geliştirilmesini desteklemiş olması önemli bir diplomatik değişim. Ancak bu gelişme, önceki politikalarının değerlendirilmesini gereksiz kılmıyor.

Türkiye açısından Feridun Sinirlioğlu’nun olası adaylığı ise uluslararası kurumların yönetimi ve çok taraflı müzakere deneyimini gündeme getiriyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın BM reformuna ilişkin yaklaşımı düşünüldüğünde yeni Genel Sekreterin karşılaşacağı temel sınav açık:

Birleşmiş Milletler, büyük güçlerin çıkarlarını uzlaştırmakla yetinen bir kurum olarak mı kalacak, yoksa bütün üyelerin meşru haklarını koruyabilen ve uluslararası krizlerde daha etkili rol üstlenebilen bir yapıya mı dönüşecek?

Türkiye açısından seçim sürecinin en önemli sonucu, bu soruya verilecek yanıtla bağlantılı olacak.

İlgili Haberler