Wednesday, 4 November 2026 | İstanbul 15°
USD/TRY 50,00 ▲ EUR/TRY 55,95 ▼ GBP/TRY 67,19 ▲ CHF/TRY 61,29 ▲
SON DAKİKA
Enflasyon yüzde 29,77, mutfak masrafı 38 bin lira: Peki sofradaki yangın neden sönmüyor? Erdoğan, Seul’de Güney Koreli şirket yöneticileriyle görüştü Kurşunlu Külliyesi boşaltıldı, kapıları kilitlendi AYM, Canan Karatay’ın meslekten men cezasında ifade özgürlüğü ihlali kararı verdi Çanakkale’de 66 düzensiz göçmen yakalandı, 4 şüpheli tutuklandı İran: ABD ile anlaşma konusunda yeni gelişme yok Enflasyon yüzde 29,77, mutfak masrafı 38 bin lira: Peki sofradaki yangın neden sönmüyor? Erdoğan, Seul’de Güney Koreli şirket yöneticileriyle görüştü Kurşunlu Külliyesi boşaltıldı, kapıları kilitlendi AYM, Canan Karatay’ın meslekten men cezasında ifade özgürlüğü ihlali kararı verdi Çanakkale’de 66 düzensiz göçmen yakalandı, 4 şüpheli tutuklandı İran: ABD ile anlaşma konusunda yeni gelişme yok
Ana Sayfa / Ekonomi / Haber
EKONOMI 16 dk okuma

Enflasyon yüzde 29,77, mutfak masrafı 38 bin lira: Peki sofradaki yangın neden sönmüyor?

Ekim 2026 enflasyonu yüzde 29,77 oldu. Gıda fiyatları yüzde 3,5 artarken dört kişilik ailenin mutfak masrafı 38 bin TL'yi aştı. Peki alım gücü neden zorlanıyor?

Habere ait görsel · Karadeniz Tellalı foto servisi

Türkiye’de yıllık enflasyon önceki yıllara göre geriledi ancak ekim ayında yeniden hızlandı. Gıda fiyatları bir ayda yüzde 3,5 yükselirken dört kişilik bir ailenin yalnızca beslenme gideri 38 bin lirayı aştı. Ekonomik göstergelerle market kasasında ödenen tutar arasındaki fark, hane bütçelerinin en önemli sorunlarından biri olmaya devam ediyor.

Türkiye’de enflasyonun gerilediği söyleniyor. Bu, önceki yılların çok yüksek oranlarıyla karşılaştırıldığında doğru.

Ancak markete giden, çocuğuna kışlık mont alan veya ay sonuna kadar maaşını yetiştirmeye çalışan milyonlarca insan için çok daha basit bir soru var:

Enflasyon düşüyorsa neden alışveriş sepeti hafiflerken fişin toplamı büyümeye devam ediyor?

Türkiye İstatistik Kurumunun (TÜİK) 3 Kasım’da açıkladığı ekim verileri, bu sorunun neden hâlâ gündemde olduğunu gösteriyor.

Tüketici fiyatları ekimde bir önceki aya göre yüzde 2,58 arttı. Yıllık enflasyon ise eylüldeki yüzde 29,73 seviyesinden yüzde 29,77’ye yükseldi.

Geçen yılın ekim ayında yıllık enflasyon yüzde 32,87’ydi. Dolayısıyla bir yıllık karşılaştırmada gerileme var. Ancak son ayda fiyat artışlarının hızı yeniden yükseldi.

Daha önemlisi, aynı dönemde gıda ve alkolsüz içecek fiyatları aylık yüzde 3,5, giyim ve ayakkabı fiyatları ise yüzde 12,58 arttı.

Bunlar lüks harcamalar değil.

Market alışverişi, çocukların giysileri, ulaşım ve barınma, aile bütçesinin ertelenmesi en zor kalemleri arasında.

Ekonominin genel performansını anlamak için enflasyon oranlarına bakmak gerekiyor. Ancak geçim koşullarını anlamak için o rakamların arkasındaki günlük harcamaları da görmek şart.

Ekim enflasyonu: Rakamlar ne söylüyor?

TÜİK’in Ekim 2026 Tüketici Fiyat Endeksi verilerine göre temel göstergeler şöyle:

Harcama grubuAylık artışYıllık artış
Genel tüketici fiyatları%2,58%29,77
Gıda ve alkolsüz içecekler%3,50%27,73
Giyim ve ayakkabı%12,58%13,38
Konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlar%2,84%40,24
Ulaştırma%2,02%36,39
Eğitim%0,24%48,86

Tablonun özellikle iki yönü dikkat çekiyor.

Birincisi, yıllık genel enflasyon yüzde 29,77 olmasına rağmen konut ve temel enerji hizmetlerinde fiyat artışları yüzde 40’ı aşmış durumda.

İkincisi, ekim ayındaki fiyat artışının önemli bölümü gıda ve giyimden kaynaklandı.

Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığının 3 Kasım tarihli değerlendirmesine göre gıda fiyatlarındaki artış genel aylık enflasyona 0,84 yüzde puan, giyim ve ayakkabıdaki artış ise 0,82 yüzde puan katkı yaptı.

İki harcama grubunun toplam katkısı 1,66 yüzde puan.

Yani aylık yüzde 2,58’lik genel fiyat artışının yaklaşık yüzde 64’ü bu iki gruptan geldi.

Ekim ayının ekonomik hikâyesi büyük ölçüde mutfakta ve gardıropta yazıldı.

Enflasyon düşünce fiyatlar neden düşmüyor?

Ekonomi tartışmalarında en sık karıştırılan konulardan biri, enflasyonun düşmesiyle fiyatların düşmesinin aynı şey sanılması.

Oysa bunlar farklı gelişmeler.

Enflasyon, fiyatların ne hızla değiştiğini gösteriyor.

Örneğin bir ürünün fiyatı geçen yıl yüzde 50, bu yıl yüzde 30 artıyorsa enflasyon yavaşlamış oluyor.

Ancak ürün ucuzlamıyor. Fiyatı hâlâ yükseliyor.

Basitleştirilmiş bir örnek düşünelim.

Geçen yıl 1.000 TL olan bir alışveriş sepetinin fiyatı yüzde 50 artarak 1.500 TL’ye çıkmış olsun.

Bir sonraki yıl enflasyon yüzde 30’a gerilerse aynı sepet 1.950 TL olur.

Fiyat artışının hızı azalmıştır, fakat tüketici artık başlangıçtaki 1.000 TL yerine 1.950 TL ödemektedir.

Üstelik enflasyonun düşmesi, geçmişte yaşanan fiyat artışlarının geri alınması anlamına gelmez.

Bu nedenle tüketici açısından asıl önemli değişken yalnızca fiyatların artış hızı değil, gelirinin bu artışlara karşı ne kadar dayanıklı kaldığıdır.

Enflasyonun yavaşlaması ekonomik istikrar açısından olumlu olabilir. Ancak bu, alışveriş kasasında otomatik indirim başlaması demek değildir.

Dört kişilik ailenin mutfak masrafı 38 bin lirayı aştı

Ekim ayının belki de en çarpıcı verisi, TÜRK-İŞ tarafından yayımlanan açlık ve yoksulluk sınırı araştırmasında yer alıyor.

TÜRK-İŞ’in 30 Ekim 2026 tarihli araştırmasına göre Ankara’da yaşayan dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması 38.024,03 TL.

Üstelik bu tutara kira, elektrik, su, ulaşım, eğitim, sağlık ve giyim giderleri dahil değil.

Gıda dışındaki zorunlu ihtiyaçlar da eklendiğinde aynı aile için hesaplanan yoksulluk sınırı 123.856,80 TL’ye ulaşıyor.

Bekâr bir çalışanın aylık yaşama maliyeti ise 49.124,30 TL.

Rakamlar başlı başına dikkat çekici. Ancak asgari ücretle karşılaştırıldıklarında çok daha anlamlı hâle geliyor.

Asgari ücret gıda masrafını bile karşılayabiliyor mu?

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının resmî verilerine göre 2026 yılı net asgari ücreti aylık 28.075,50 TL.

TÜRK-İŞ’in dört kişilik aile için hesapladığı aylık gıda harcaması ise 38.024,03 TL.

Aradaki fark:

9.948,53 TL.

Başka bir ifadeyle dört kişilik bir ailenin araştırmada tanımlanan beslenme maliyeti, tek bir net asgari ücretten yaklaşık yüzde 35 daha yüksek.

Elbette bu karşılaştırma dikkatli yorumlanmalı.

Asgari ücret tek bir çalışanın ücreti; TÜRK-İŞ’in açlık sınırı ise dört kişilik belirli bir aile yapısının beslenme ihtiyacına ilişkin hesaplama. Her aile tek maaşla geçinmiyor ve her hanenin harcama yapısı da aynı değil.

Ancak tek maaşla yaşayan dört kişilik aileler açısından söz konusu fark önemli bir bütçe baskısını gösteriyor.

İki kişinin asgari ücretle çalıştığı varsayımsal bir ailede ise toplam net gelir 56.151 TL oluyor.

Bu gelir, TÜRK-İŞ’in aynı aile için hesapladığı toplam zorunlu harcama tutarının yarısına dahi ulaşmıyor.

Burada araştırmanın bütün Türkiye’deki ailelerin gerçek gelir ve harcamalarını ölçmediğini de belirtmek gerekiyor. Hesaplama Ankara fiyatları ve belirli beslenme ihtiyaçları üzerinden oluşturulmuş bir geçim standardı göstergesi.

Yine de temel soruyu değiştirmiyor:

Bir ailenin yalnızca yeterli beslenebilmesi için gereken tutar, bir çalışanın bütün aylık maaşından yüksekse, barınma ve diğer ihtiyaçlara ne kadar kaynak kalıyor?

Mutfaktaki gerçek: Alışveriş listesini kısaltmak artık tasarruf yöntemi

Enflasyonun gündelik yaşamdaki etkisi çoğu zaman tek bir üründeki fiyat artışından kaynaklanmıyor.

Ekmek, süt, yumurta, peynir, et, sebze ve meyve gibi farklı kalemlerde gerçekleşen değişimler ay boyunca birikiyor.

Bunu gıda enflasyonunun aile bütçesine etkisini gösteren basit bir hesaplamayla anlatmak mümkün.

Bir ailenin eylül ayında gıdaya 10.000 TL harcadığını varsayalım.

Aynı miktarda ve aynı ürün bileşiminde alışveriş yapan bu ailenin harcaması, fiyatlar TÜİK’in gıda grubundaki ortalama yüzde 3,5’lik artış kadar yükselirse ekimde 10.350 TL’ye ulaşır.

Yalnızca bir ayda 350 TL’lik ek yük oluşur.

Bu örnek gerçek bir market alışverişi veya belirli ürünlerin fiyat listesi değil. Gıda grubundaki ortalama artışın bütçeye nasıl yansıyabileceğini göstermek için hazırlanmış varsayımsal hesaplama.

Gerçekte her ailenin tüketim alışkanlıkları farklı.

Bazı haneler et ve süt ürünlerine daha fazla harcarken diğerleri tahıl, sebze ve bakliyat ağırlıklı besleniyor.

Bu yüzden hissedilen fiyat artışı, TÜİK’in açıkladığı ortalamanın altında veya üzerinde olabilir.

Ancak bütçe baskısının ortaya çıkardığı tercihler çoğu zaman birbirine benziyor.

Daha ucuz markalara yönelmek, bazı ürünleri daha seyrek satın almak, indirim kampanyalarını takip etmek veya alışveriş miktarını azaltmak.

Bu tercihler belirli ölçüde bütçe yönetimi sağlayabilir.

Fakat sağlıklı beslenme ihtiyacının karşılanmasıyla sürekli daha az harcama yapma zorunluluğu arasında önemli bir fark var.

Tasarruf, seçenekler arasından bilinçli tercih yapabilmek anlamına geliyor. Temel ihtiyaçların ertelenmesi ise çoğu zaman ekonomik rahatlığın değil, mali baskının sonucu.

TÜİK gıdada yüzde 3,5, TÜRK-İŞ yüzde 0,59 artış açıkladı: Hangisi doğru?

Ekim 2026 verilerinde dikkat çeken bir başka konu, farklı kurumların gıda fiyatları için açıkladığı oranlar.

TÜİK, gıda ve alkolsüz içecek grubunda aylık fiyat artışını yüzde 3,50 olarak hesapladı.

TÜRK-İŞ ise kendi araştırmasında aylık mutfak enflasyonunu yüzde 0,59 olarak açıkladı.

Bu farkın varlığı, iki araştırmadan birinin otomatik olarak yanlış olduğu anlamına gelmiyor.

Çünkü aynı şeyi, aynı yöntemle ölçmüyorlar.

TÜİK’in tüketici fiyat endeksi Türkiye genelindeki hanehalkı tüketimini temsil eden geniş bir mal ve hizmet sepetine dayanıyor.

TÜRK-İŞ’in araştırması ise Ankara’daki dört kişilik belirli bir aile yapısının sağlıklı beslenmesi için gereken gıda harcamasına odaklanıyor.

Ürünlerin ağırlıkları, coğrafi kapsam ve hesaplama yöntemleri farklı.

Bu nedenle iki oran doğrudan birbirinin yerine kullanılamaz.

Ancak birbirini tamamlayan önemli bilgiler sunuyorlar.

TÜİK ülke genelindeki ortalama fiyat değişimini gösterirken TÜRK-İŞ belirli bir ailenin temel beslenme ihtiyacının maliyetini ortaya koyuyor.

Birincisi ekonominin genel seyrini anlamaya, ikincisi ücretlerin geçim maliyetiyle ilişkisini değerlendirmeye yardımcı oluyor.

Kışlık alışverişin faturası: Giyim fiyatları bir ayda yüzde 12,58 arttı

Ekim ayının en dikkat çekici fiyat hareketlerinden biri giyim ve ayakkabı grubunda yaşandı.

TÜİK’e göre bu gruptaki fiyatlar yalnızca bir ayda yüzde 12,58 yükseldi.

Böylesine yüksek bir aylık artış, özellikle mevsim geçişinde yeni kıyafet satın almak zorunda kalan aileler açısından önemli.

Örneğin bir çocuğun kışlık kıyafetleri için eylül ayında 2.000 TL harcanacağını varsayalım.

Aynı ürünlerin fiyatının grup ortalaması kadar arttığı varsayımında ekim maliyeti 2.251,60 TL’ye çıkıyor.

Fark 251,60 TL.

Bu da gerçek bir mağaza fiyatı değil, endeks artışının varsayımsal alışverişe uygulanmasıyla elde edilen hesaplama.

Ayrıca giyim fiyatlarında mevsim geçişleri, yeni koleksiyonların satışa sunulması ve kampanya dönemleri nedeniyle aylık dalgalanmalar görülebiliyor.

Nitekim ekimdeki yüzde 12,58’lik aylık artışa karşılık giyim ve ayakkabı grubundaki yıllık artış yüzde 13,38 düzeyinde.

Bu nedenle tek bir aylık sıçramayı bütün yılın eğilimi gibi değerlendirmek doğru değil.

Ancak tüketici açısından takvim oldukça basit.

Çocuğun mont ihtiyacı fiyat endeksinin daha uygun bir aya geçmesini beklemeyebiliyor.

Kira, faturalar ve ulaşım: Mutfak yalnız değil

Gıda fiyatları temel sorunlardan biri olsa da aile bütçesi üzerindeki baskı bunlarla sınırlı değil.

Ekim 2026 itibarıyla konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtları kapsayan harcama grubundaki yıllık fiyat artışı yüzde 40,24’e ulaştı.

Ulaştırmada ise yıllık artış yüzde 36,39.

Bu iki grup, genel yıllık enflasyonun üzerinde seyrediyor.

Özellikle ücretinin büyük bölümünü barınma ve ulaşım için ayırmak zorunda olan haneler açısından bu fark önemli.

Bir ailenin aylık gelirinin yarısı kira ve diğer zorunlu giderlere gidiyorsa, geriye kalan bölümdeki her fiyat artışı daha fazla hissedilebilir.

Burada önemli bir teknik ayrıntı da bulunuyor: TÜİK’in konut grubundaki fiyat endeksi, belirli bir kiracının kira sözleşmesinde yaşadığı artışla birebir aynı değil.

Benzer şekilde ulaştırma grubunun artışı da yalnızca benzin veya motorin zamlarından oluşmuyor.

Ancak her iki grup, temel yaşam giderlerindeki baskının genel fiyat endeksiyle sınırlı kalmadığını ortaya koyuyor.

Bir aile market alışverişinde daha ucuz marka seçebilir.

Ama çalıştığı işe gitmek için gereken ulaşımı, oturduğu evin kirasını veya kışın ısınma ihtiyacını aynı kolaylıkla azaltamaz.

Bu nedenle düşük ve orta gelirli haneler açısından asıl mesele yalnızca hangi ürünün ne kadar zamlandığı değil, ertelenemeyen harcamaların toplam gelir içinde ne kadar yer tuttuğu.

Enflasyon neden hâlâ yüksek?

Türkiye’deki fiyat artışlarını tek bir nedene bağlamak doğru değil.

Gıda fiyatlarında mevsimsel üretim koşulları, tarımsal girdi maliyetleri, taşımacılık, enerji ve arz-talep dengesi etkili olabiliyor.

Sanayi ürünleri ve hizmetlerde ise ücretler, döviz kuru, finansman maliyetleri, ithal girdiler ve fiyatlama beklentileri önemli rol oynuyor.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), enflasyonun düşürülmesi için para politikasını kullanıyor.

Faiz kararları, kredi koşulları ve talepteki gelişmeler fiyat artışlarını zaman içinde etkileyebiliyor.

Ancak sıkı para politikasının enflasyon üzerindeki etkisi anlık değil.

Üstelik gıda arzında yaşanan sorunlar veya küresel enerji maliyetlerindeki artışlar, genel fiyatların düşürülmesini zorlaştırabiliyor.

TCMB’nin 29 Ekim tarihli Para Politikası Kurulu toplantı özetinde, ekim ayında özellikle taze meyve ve sebze fiyatlarının gıda enflasyonunu yukarı çekebileceği belirtilmişti.

Banka, enerji fiyatlarında küresel gelişmelerin etkisine de dikkat çekti.

Ekim verileri, bu risklerin fiyatlar üzerinde baskı oluşturabileceğini gösteriyor.

Ancak burada kısa vadeli bir fiyat artışıyla kalıcı enflasyon eğilimini birbirinden ayırmak gerekiyor.

Bir ayda yaşanan yüksek gıda veya giyim artışı, genel fiyat baskılarının hangi ölçüde kalıcı olacağını tek başına belirlemiyor.

Ekonomik başarı hangi göstergeyle ölçülmeli?

Türkiye’de yıllık enflasyonun 2024 ve 2025 yıllarındaki seviyelere kıyasla gerilemiş olması önemli bir ekonomik gelişme.

Daha düşük ve öngörülebilir enflasyon, işletmelerin yatırım kararlarını kolaylaştırabilir, uzun vadeli planlamaya yardımcı olabilir ve hanehalkının alım gücünün korunması için daha elverişli koşullar yaratabilir.

Ancak yıllık enflasyonun yüzde 29,77 düzeyinde kalması, fiyat istikrarının henüz sağlanmadığını da gösteriyor.

Üstelik ekim ayında yıllık oran bir önceki aya göre hafif yükseldi.

Bu nedenle fiyat baskılarının tamamen kontrol altına alındığını söylemek için erken.

Ekonomi politikalarının başarısını değerlendirmek için yalnızca enflasyon oranına değil, ücretlerin satın alma gücüne, istihdama, gelir dağılımına ve temel yaşam giderlerinin seyrine de bakmak gerekiyor.

Örneğin maaşı artan ancak kira, ulaşım ve gıda harcamaları daha hızlı yükselen bir çalışan nominal olarak daha fazla kazanırken gerçekte daha az ürün ve hizmet satın alabilir.

Bunun tersi de mümkün: Gelirlerin fiyatlardan daha hızlı arttığı dönemlerde hanehalkının alım gücü güçlenebilir.

Bu yüzden asıl soru yalnızca enflasyonun yüzde kaç olduğu değil, insanların aynı gelirle ne kadar yaşayabildiği.

Hanehalkının beklentileri neden önemli?

Enflasyon yalnızca bugünkü fiyatlarla ilgili değil.

İnsanların gelecekte fiyatların ne kadar artacağını düşündüğü de tüketim ve tasarruf kararlarını etkiliyor.

TCMB’nin ekim ayı beklenti verilerine göre hanehalkının 12 ay sonrasına ilişkin enflasyon beklentisi yüzde 45,6 seviyesindeydi.

Piyasa katılımcılarının aynı dönem için beklentisi ise yüzde 23,9.

Aradaki fark dikkat çekici.

Ancak bu iki ölçüm farklı katılımcı gruplarından elde ediliyor ve doğrudan aynı ekonomik koşulları temsil etmiyor.

Yine de hanehalkının fiyat artışları konusunda daha yüksek beklentilere sahip olması, enflasyonla mücadelede güven unsurunun önemini gösteriyor.

Bir tüketici gelecek yıl da fiyatların hızla artacağını düşünüyorsa tasarruf, büyük alışveriş veya borçlanma kararlarını bu beklentiye göre değiştirebilir.

Böylece fiyatların geçmişte nasıl hareket ettiği kadar geleceğe ilişkin güven de ekonomi üzerinde etkili olur.

Maaş artışı neden bazen zam gelmeden eriyor?

2026 yılının başında belirlenen net asgari ücret 28.075,50 TL.

TÜİK’in ekim verilerine göre tüketici fiyatları 2025 Aralık ayından bu yana yüzde 27,52 arttı.

Bu iki rakam farklı dönemlere ilişkin hesaplamaların parçaları olduğu için doğrudan karşılaştırılarak her çalışanın reel ücret kaybı hesaplanamaz.

Bununla birlikte yıl boyunca gerçekleşen fiyat artışlarının sabit maaşlı çalışanlar için ne anlama geldiği açık.

Maaş belirli bir süre değişmezken tüketilen mal ve hizmetlerin fiyatları yükselirse aynı gelirle satın alınabilecek miktar azalır.

Bu nedenle ücret artışlarının yalnızca nominal tutarı değil, enflasyondan arındırılmış satın alma gücü de önemli.

Aile bütçesi açısından gerçek iyileşme, aynı miktardaki gelirle daha fazla temel ihtiyacın karşılanabildiği koşullarda hissedilir.

Aksi hâlde maaş artışı, daha önce gerçekleşmiş fiyat artışlarını telafi etmeye çalışmaktan öteye geçmeyebilir.

Sonuç: Enflasyonla mücadele mutfak masasında da kazanılmalı

Ekim 2026 verileri Türkiye ekonomisinde iki gelişmenin aynı anda yaşandığını gösteriyor.

Bir tarafta geçmiş yıllara kıyasla daha düşük bir yıllık enflasyon bulunuyor.

Diğer tarafta fiyatlar yükselmeye devam ediyor. Üstelik ekim ayında artış hızlandı ve gıda ile giyim fiyatları genel endeksin üzerinde yükseldi.

TÜRK-İŞ’in dört kişilik aile için hesapladığı 38 bin liralık aylık beslenme maliyeti ise tartışmanın yalnızca yüzdelerden ibaret olmadığını hatırlatıyor.

Enflasyonun düşürülmesi uzun vadeli ekonomik istikrar için gerekli.

Ancak fiyat artışlarının yavaşlaması ile vatandaşların alım gücünün yeniden güçlenmesi aynı anda gerçekleşmek zorunda değil.

Kalıcı iyileşme için fiyat istikrarının yanı sıra gelirlerin satın alma gücünün korunması, tarımsal üretim ve tedarik koşullarının geliştirilmesi ve temel yaşam giderlerindeki baskının azaltılması önem taşıyor.

Ekonomi yönetiminin başarısı yalnızca istatistik tablolarındaki oranlarla değil, bu gelişmelerin hanehalkının yaşam koşullarına ne ölçüde yansıdığıyla da değerlendirilmeli.

Çünkü bir aile için ayın sonunda önemli olan enflasyonun geçen yılki orandan kaç puan düşük olduğu değil, kalan maaşla bir sonraki alışverişin yapılıp yapılamayacağı.

Ve belki de bugünün en çarpıcı ekonomik gerçeği bu:

Enflasyon grafikte yavaşlayabilir. Ama mutfaktaki yangının söndüğünü söylemek için alışveriş sepetinin değil, fiyat baskısının hafiflemesi gerekiyor.

İlgili Haberler