Rusya milliyetçi tartışmaları nasıl kullanıyor? Polonya’dan Türkiye’ye uzanan bilgi savaşı
Rusya, Polonya'daki milliyetçi tartışmaları bilgi operasyonlarında nasıl kullanabilir? Pravda ağı, Ukrayna ile gerilimler ve Türkiye'nin güvenliği açısından riskler.
Varşova’da 11 Kasım’da düzenlenecek Bağımsızlık Yürüyüşü, ulusal egemenlik, göç ve Ukrayna ile ilişkiler konusundaki tartışmaları yeniden gündeme taşıyor. Polonyalı araştırmacılar, Rusya bağlantılı bilgi operasyonlarının bu tür toplumsal anlaşmazlıkları büyütmeye çalıştığını ortaya koyuyor. Peki Polonya’nın Türkiye ile geliştirdiği stratejik ortaklık ve iki ülkenin NATO’daki rolleri düşünüldüğünde, bu gelişmeler Ankara için ne anlama geliyor?
Rusya’nın Avrupa’daki etkisini artırması için her zaman yeni bir siyasi hareket oluşturması veya mevcut bir örgütün yönetimini ele geçirmesi gerekmiyor.
Bazen zaten var olan bir anlaşmazlığın daha görünür, daha sert ve daha çözümsüz hâle gelmesi yeterli olabiliyor.
Tarihsel hafıza, göç, ulusal kimlik ve ekonomik rekabet gibi konular, demokratik toplumların meşru tartışma alanları. Ancak bu tartışmalardan seçilen ifadeler bağlamlarından koparıldığında, toplumsal anlaşmazlıklar yabancı aktörlerin bilgi operasyonlarında kullanılabilecek malzemeye dönüşebiliyor.
Polonya’da 11 Kasım 2026’da düzenlenecek geleneksel Bağımsızlık Yürüyüşü (Marsz Niepodległości), bu riskin değerlendirilmesi açısından güncel bir örnek sunuyor.
Ülkede Ukraynalı göçmenlerin statüsü, savaşın ekonomik sonuçları, Polonya’nın Avrupa Birliği içindeki konumu ve Ukrayna ile tarihsel anlaşmazlıklar tartışılmaya devam ediyor.
Rusya bağlantılı bilgi ağlarının bu konulara yönelik faaliyetleri ise daha önce araştırmacılar ve uluslararası kuruluşlar tarafından belgelendi.
Ancak burada temel bir ayrım yapılması gerekiyor.
Polonya’daki milliyetçi hareketler, yürüyüş organizatörleri veya ulusal egemenliği savunan vatandaşlar, yalnızca siyasi görüşleri nedeniyle Rusya’nın temsilcisi olarak nitelendirilemez.
İncelenmesi gereken asıl mesele, Rusya bağlantılı ağların gerçek tartışmaları hangi yöntemlerle farklı siyasi anlamlara büründürebildiği.
Bu konu Türkiye açısından da önem taşıyor.
Çünkü Polonya, Ankara’nın yalnızca NATO’daki müttefiklerinden biri değil; aynı zamanda önemli bir ticaret ortağı ve Türk savunma sanayisinin Avrupa’daki müşterilerinden biri.
11 Kasım yürüyüşü: Polonya’da ulusal egemenlik tartışması
Polonya, 11 Kasım’da 1918 yılında bağımsızlığını yeniden kazanmasının yıl dönümünü kutlayacak.
Varşova’da düzenlenen Bağımsızlık Yürüyüşü, yıllar içinde ülkenin en görünür milliyetçi ve egemenlik yanlısı kitlesel etkinliklerinden biri hâline geldi.
Etkinlikte Polonya bayrakları, tarihsel semboller ve ulusal kimliğe ilişkin sloganlar öne çıkıyor.
Yürüyüş, aynı zamanda farklı siyasi çevrelerin Avrupa Birliği, göç ve ulusal egemenlik konularındaki görüşlerini kamuoyuna taşıdığı bir platform.
Organizatörler 5 Ekim’de bu yılın resmî sloganını açıkladı:
«Polak w Polsce gospodarzem!»
Türkçeye yaklaşık olarak “Polonya’da söz sahibi Polonyalıdır” şeklinde çevrilebilecek slogan, organizatörlerin açıklamasına göre ülkenin egemenliğini, ekonomik bağımsızlığını ve vatandaşların kendi geleceklerini belirleme hakkını vurguluyor.
Bağımsızlık Yürüyüşü Derneğinin resmî açıklamasında, ulusal kimliğin korunması ve devletin kendi politikalarını belirleyebilmesi temel hedefler arasında gösteriliyor.
Bu yaklaşımın tek başına Rusya yanlısı faaliyet anlamına geldiğini söylemek mümkün değil.
Ulusal egemenliğin savunulması, göç politikalarının eleştirilmesi veya Avrupa Birliği’nin yetkilerinin tartışılması demokratik siyasi hayatın meşru parçaları.
Ancak aynı söylemler, farklı aktörler tarafından seçici biçimde aktarılarak çok daha keskin mesajlara dönüştürülebilir.
Örneğin bir yürüyüşte göç politikaları hakkında dile getirilen eleştiri, yabancı bir propaganda kanalında bütün Polonya toplumunun Ukraynalılara karşı olduğu izlenimini yaratacak biçimde sunulabilir.
Ya da küçük bir grubun provokatif açıklaması, yürüyüşün tamamını temsil ediyormuş gibi yayılabilir.
Bunlar 11 Kasım’da mutlaka gerçekleşecek olaylar değil, daha önce gözlemlenen bilgi manipülasyonu yöntemlerinden hareketle değerlendirilebilecek olası senaryolar.
Polonya’daki tartışmalar neden Türkiye’yi ilgilendiriyor?
Türkiye ile Polonya arasındaki ilişkiler, güncel güvenlik tartışmalarının çok öncesine dayanıyor.
İki ülke NATO üyesi ve Avrupa güvenliğinin farklı bölgelerinde önemli roller üstleniyor.
Türkiye, Polonya’nın 1999 yılında NATO’ya katılmasını destekledi.
Polonya ise Türkiye’nin Avrupa Birliği üyelik sürecine destek verdi.
2009 yılında iki ülke arasındaki ilişkiler stratejik ortaklık düzeyine yükseltildi.
Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığının verilerine göre iki ülkenin ticaret hacmi 2025 yılında 12,512 milyar dolara ulaştı.
Bu ticaretin yaklaşık 6,482 milyar doları Türkiye’nin ihracatından, 6,030 milyar doları ise Polonya’dan yapılan ithalattan oluştu.
Aynı yıl 1,9 milyon Polonyalı turist Türkiye’yi ziyaret etti.
Dolayısıyla Türkiye ile Polonya arasındaki ilişkiler yalnızca diplomatik açıklamalardan ibaret değil.
Sanayi, ticaret, turizm ve savunma teknolojileri üzerinden gelişen somut ekonomik bağlantılar bulunuyor.
Polonya’nın iç siyasi tartışmaları bu ilişkileri kendiliğinden tehlikeye atmıyor.
Ancak ülkedeki toplumsal güvenin zayıflaması veya bölgesel güvenlik iş birliğinin siyasi tartışmalara daha fazla konu olması, Türkiye’nin de içinde bulunduğu daha geniş ilişkiler ağı açısından önem taşıyabilir.
Bayraktar TB2: Ankara ile Varşova arasındaki savunma ortaklığının somut örneği
Türkiye ile Polonya’nın askerî-teknik iş birliğinin en görünür örneklerinden biri Bayraktar TB2.
Polonya, Mayıs 2021’de Türk savunma şirketi Baykar ile toplam 24 Bayraktar TB2 insansız hava aracının tedarikini kapsayan anlaşma imzaladı.
Sözleşme dört ayrı sistemi içeriyordu. Her sistemde altı hava aracı ve üç yer kontrol istasyonu bulunuyordu.
Polonya Savunma Bakanlığının açıklamasına göre son teslimat 16 Mayıs 2024’te tamamlandı.
Anlaşma yalnızca hava araçlarını kapsamıyordu.
Eğitim, lojistik destek, silah sistemleri, yedek parçalar ve bakım-onarım yeteneklerinin geliştirilmesine yönelik teknoloji transferi de sözleşmenin parçaları arasındaydı.
Bu iş birliği, Türk savunma teknolojilerinin bir NATO ve Avrupa Birliği üyesi ülkenin askerî altyapısına entegrasyonunun önemli örneklerinden biri.
Ancak Polonya’daki milliyetçi tartışmaların veya Rus bilgi operasyonlarının mevcut Bayraktar sözleşmelerini doğrudan tehdit ettiğine ilişkin doğrulanmış bir bulgu bulunmuyor.
Türkiye açısından asıl mesele daha geniş.
Ankara’nın savunma sanayisindeki ortaklıkları, Avrupa’da güvenilir siyasi ilişkilerin ve istikrarlı güvenlik iş birliğinin sürdürülmesinden yararlanıyor.
Rusya’nın Polonya ile Ukrayna arasındaki güveni zayıflatmaya yönelik girişimleri ise bu bölgesel güvenlik ortamı açısından ayrıca değerlendirilmek zorunda.
Rusya’nın Polonya’daki faaliyetleri: PISM ne tespit etti?
Polonya Uluslararası İlişkiler Enstitüsü (PISM), 24 Ağustos 2026’da yayımladığı araştırmada Rusya’nın Polonya-Ukrayna ilişkilerindeki anlaşmazlıkları nasıl kullandığını inceledi.
Filip Bryjka ve Aleksandra Wójtowicz tarafından hazırlanan çalışma, Polonya ile Ukrayna arasındaki gerilimin artırılmasını Rusya’nın operasyonel hedeflerinden biri olarak tanımlıyor.
PISM’in araştırmasına göre Moskova, iki ülke arasındaki çözülmemiş tarihsel sorunlardan en az 2014 yılından beri yararlanmaya çalışıyor.
Araştırmacılar, Rusya bağlantılı bilgi faaliyetlerinin özellikle Ukrayna’ya verilen askerî desteğin maliyetini artırmaya, Polonya kamuoyunun Ukrayna’ya yönelik güvenini zayıflatmaya ve iki ülke arasındaki anlaşmazlıkları derinleştirmeye odaklandığını belirtiyor.
Bu faaliyetlerin yalnızca tarihsel tartışmalarla sınırlı olmadığı vurgulanıyor.
Göç, Ukraynalı işletmeler, sosyal yardımlar, ekonomik rekabet ve Polonya’nın savaşa dahil olabileceği yönündeki kaygılar da bilgi kampanyalarının gündeminde bulunuyor.
Dikkat çekici rakamlar: Yüzde 171 ve yüzde 345
PISM’in aktardığı sosyal medya analizine göre 26 Mayıs ile 13 Temmuz 2026 tarihleri arasında Ukraynalılara yönelik aşırı düşmanca ifadeler içeren Lehçe paylaşımların sayısı yüzde 171 artarak yaklaşık 364 bine ulaştı.
Bu içeriklerin aldığı etkileşimler ise yüzde 345 artışla yaklaşık 1,2 milyon seviyesine yükseldi.
Bu rakamlar önemli bir eğilime işaret ediyor.
Ancak dikkatli yorumlanmaları gerekiyor.
Araştırma, belirtilen dönemdeki belirli çevrim içi içeriklerin sayısını ve etkileşimlerini ölçüyor.
Bu, Polonyalıların yüzde 171 daha fazla Ukrayna karşıtı hâle geldiği veya 364 bin paylaşımın tamamının Rusya tarafından üretildiği anlamına gelmiyor.
PISM’in bulgusu, düşmanca içeriğin belirli bir zaman aralığında hızla arttığı ve Rusya bağlantılı bilgi ağlarının da bu ortamda aktif olduğudur.
Araştırmacılar, özellikle Rusya merkezli VK platformunu ve Operation Pravda olarak bilinen bilgi ağını öne çıkarıyor.
Bu bulgular, Rusya’nın Polonya’daki bütün toplumsal tartışmaları yarattığını değil, mevcut anlaşmazlıkları güçlendirmeye yönelik faaliyetler yürüttüğünü gösteriyor.
Pravda ağı: Aynı anlatı nasıl farklı ülkelere taşınıyor?
Pravda Network, diğer adıyla Portal Kombat, Rusya yanlısı anlatıları çok sayıda internet sitesi üzerinden dolaşıma sokan bir bilgi ağı olarak tanımlanıyor.
Avrupa Birliği Dış İlişkiler Servisinin (EEAS) Mart 2026 tarihli dördüncü FIMI tehdit raporu, bu ağın 2025 yılında faaliyetlerini genişlettiğini ve belirli kültürel, etnik ve bölgesel topluluklara yönelik içeriklere daha fazla odaklandığını ortaya koyuyor.
Pravda ağının temel özelliklerinden biri, farklı kaynaklarda yayımlanan içerikleri bir araya getirerek görünürlüklerini artırması.
Böylece belirli bir anlatı, tek bir propaganda kuruluşunun açıklaması olmaktan çıkıp birden fazla internet sitesinde karşılaşılan yaygın bir görüş izlenimi yaratabiliyor.
Bazı faaliyetlerde yapay zekâ sistemleri ve otomatik içerik dağıtımından da yararlanılıyor.
PISM, Rusya yanlısı içeriklerin algoritmalarda ve yapay zekâ destekli bilgi sistemlerinde daha görünür hâle getirilmesinin de hedeflendiğini belirtiyor.
Burada temel sorun yalnızca doğrudan yalan haber üretimi değil.
Gerçek bir açıklamanın seçici biçimde aktarılması, farklı bağlamlara yerleştirilmesi veya belirli bir siyasi sonuca işaret edecek biçimde tekrar edilmesi de bilgi ortamını etkileyebiliyor.
Ancak bir haberin çok sayıda sitede paylaşılması tek başına koordineli bir Rus operasyonunu kanıtlamaz.
Böyle bir değerlendirme için kaynaklar arasındaki bağlantılar, paylaşım örüntüleri ve ilgili aktörlerin faaliyetleri incelenmeli.
Rusya’nın gerçek bir olaydan nasıl yararlandığına ilişkin belgelenmiş örnek
Polonya’daki bilgi operasyonlarının somut bir örneği 2026 yazında yaşandı.
30 Temmuz’da Polonya hava sahasında tespit edilen bir cismin kaynağına ilişkin belirsizlik, çevrim içi bilgi kampanyalarında kullanıldı.
20 Ağustos’ta G7 Hızlı Müdahale Mekanizması (RRM), olayın ardından yürütülen bilgi manipülasyonuna ilişkin açıklama yayımladı.
Polonya Dışişleri Bakanlığının sitesinde yer alan G7 açıklamasına göre Pravda ağıyla bağlantılı hesaplar, olay hakkında yanıltıcı iddiaların yayılmasına katkıda bulundu.
Paylaşımlarda Polonya’nın Ukrayna’daki savaşa dahil olabileceği yönündeki spekülasyonlar öne çıkarıldı.
Bazı içerikler, Polonya kurumlarına ve NATO’ya duyulan güveni zayıflatmaya çalıştı. Güvenilir yerel kaynakları taklit eden sahte içerikler de kullanıldı.
Daha sonra Polonyalı yetkililerin araştırmaları, söz konusu cismin Moskova yakınlarında üretilmiş bir seyir füzesi olduğunu ortaya koydu.
G7 açıklaması, bilgi operasyonunun etkisinin sınırlı olduğunu da belirtiyor.
Bu olay önemli bir mekanizmayı gösteriyor.
Gerçek bir güvenlik hadisesi yaşanıyor. İlk saatlerde bilgi eksikliği bulunuyor. Bu belirsizlik, olayın sorumluluğuna ilişkin farklı ve doğrulanmamış anlatıların yayılmasına elverişli bir ortam yaratıyor.
Yabancı bilgi manipülasyonu açısından fırsat, çoğu zaman tam da bu belirsizlikte ortaya çıkıyor.
11 Kasım’daki yürüyüş için benzer faaliyetlerin gerçekleştirildiği henüz gösterilmiş değil. Ancak geçmiş örnek, kitlesel ilgi çeken bir olayın bilgi kampanyalarında kullanılmasının neden gerçekçi bir risk olarak değerlendirildiğini açıklıyor.
Polonya’daki tarihsel hafıza neden bu kadar hassas?
Polonya ile Ukrayna arasındaki en zor konulardan biri, İkinci Dünya Savaşı sırasında Volhinya bölgesinde yaşanan katliamlar.
1943–1945 döneminde Ukraynalı milliyetçi silahlı grupların Polonyalı sivillere yönelik saldırıları, Polonya’nın tarihsel hafızasında önemli bir yer tutuyor.
Bu dönemde Ukraynalı siviller de misilleme saldırılarında hayatını kaybetti.
Olayların tarihsel ve hukuki değerlendirilmesi, hayatını kaybedenlerin anılması ve mezar yerlerinin araştırılması iki ülke arasında uzun süredir tartışılıyor.
Bu tartışmaların gerçek tarihsel temelleri bulunuyor.
Dolayısıyla Polonyalıların geçmişte yaşanan suçların araştırılmasını istemesi veya kurbanların anılmasını savunması dış müdahale olarak nitelendirilemez.
Ancak PISM’in değerlendirmesine göre Rusya, bu hassas meseleleri kullanarak günümüz Ukrayna’sını bütünüyle tarihsel milliyetçi örgütlerle özdeşleştiren anlatılar yayıyor.
Böylece tarihsel sorumluluk tartışmaları, çağdaş Ukrayna devletinin meşruiyetini sorgulamaya yönelik siyasi mesajlara dönüştürülebiliyor.
İki ülkenin geçmişi hakkında açık tartışma yürütmesiyle, bu tartışmanın bugünkü diplomatik ilişkileri bütünüyle yıkmak amacıyla araçsallaştırılması arasında fark var.
Tarihsel hafızanın korunması ile tarihsel travmanın güncel siyasi düşmanlığa dönüştürülmesi aynı şey değil.
Göç ve ekonomik kaygılar nasıl manipülasyon konusu hâline geliyor?
Ukrayna’daki savaşın ardından çok sayıda Ukraynalı Polonya’ya sığındı.
Bu durum kamu hizmetleri, istihdam, konut, sosyal yardımlar ve ekonomik rekabet konularında tartışmaları beraberinde getirdi.
Bu tartışmaların tamamını dış müdahaleyle açıklamak mümkün değil.
Göç politikasının maliyetleri, iş gücü piyasasının koşulları veya kamu kaynaklarının dağılımı demokratik toplumlarda tartışılabilecek meşru meseleler.
Ancak Rusya bağlantılı bilgi faaliyetlerinde bu sorunlar, belirli topluluklara yönelik genelleyici ve düşmanca mesajlarla ilişkilendirilebiliyor.
Örneğin tekil bir suç olayı, bütün bir göçmen topluluğunun davranışını temsil ediyormuş gibi sunulabilir.
Bir kamu yardımı programı, diğer vatandaşların sistematik biçimde dışlandığı iddiasına dönüştürülebilir.
PISM’in araştırması, çevrim içi düşmanca içeriklerin önemli bölümünün tarihsel sorunlardan çok göç, Ukraynalı işletmeler ve askerî yardımlar üzerinde yoğunlaştığını belirtiyor.
Bu ayrım önemli.
Çünkü bilgi manipülasyonu her zaman gerçek sorunları inkâr ederek çalışmıyor.
Bazen gerçek bir sorunu alıp toplumsal gruplar arasında kalıcı güvensizlik oluşturacak biçimde yeniden yorumluyor.
Benzer riskler Türkiye için de geçerli mi?
Türkiye’nin koşulları Polonya’dan farklı.
Göçmen toplulukların yapısı, savaşla ilişkisi, ülkenin uluslararası konumu ve iç siyasi gündemi aynı değil.
Polonya’daki Ukraynalı mülteciler hakkında kullanılan bir anlatının Türkiye’de aynı etkiyi yaratacağını varsaymak doğru olmaz.
Ancak Türkiye’nin de dış kaynaklı bilgi manipülasyonuna açık tartışma alanları bulunuyor.
Göç politikaları, ekonomik sorunlar, NATO ile ilişkiler, Karadeniz güvenliği, Rusya ile enerji ticareti ve Ukrayna’daki savaş bunlar arasında.
Üstelik bu tehdit yalnızca teorik değil.
Avrupa Komisyonunun 2025 Türkiye Raporu, Rusya bağlantılı dezenformasyon ağlarının Türkiye’nin bilgi ortamında faaliyet gösterdiğini, özellikle Ukrayna, NATO, enerji güvenliği ve Batı karşıtı anlatılara odaklandığını belirtiyor.
Cambridge University Press tarafından yayımlanan 2026 tarihli bir akademik çalışma da Rusya’nın Türkiye’deki medya anlatılarında tarihsel ve siyasi temaları nasıl kullandığını inceliyor.
Bu bulgular, Türkiye’nin bilgi ortamının Rusya bağlantılı anlatılardan etkilenebildiğini gösteriyor.
Ancak Türkiye’deki belirli bir göç tartışmasının veya Ukrayna’ya yönelik eleştirinin doğrudan Rusya tarafından üretildiği sonucuna ulaşmak için ayrıca kanıt gerekiyor.
Türkiye’de olası tetikleyiciler
Polonya’daki örnekten hareketle Türkiye’de birkaç hassas tartışma alanı değerlendirilebilir.
Göçmenlerin konut ve iş gücü piyasasına etkileri bunlardan biri.
Özellikle büyük şehirlerde kira fiyatları ve yabancıların taşınmaz alımları zaman zaman kamuoyunda tartışılıyor.
Ukrayna’daki savaş nedeniyle Türkiye’ye gelen kişilerin yaşam koşulları da medyada yer buluyor.
Ancak bu konudaki bütün tartışmaları Ukraynalılara yönelik kitlesel düşmanlık olarak tanımlamak için yeterli veri bulunmuyor.
Başka bir konu, Türkiye’nin Rusya ve Ukrayna ile aynı anda sürdürdüğü ilişkiler.
Ankara Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü desteklerken Moskova ile enerji, ticaret ve diplomasi alanlarında ilişkilerini koruyor.
Bu denge, kamuoyunda farklı değerlendirmelere konu olabiliyor.
Yabancı bir bilgi operasyonunun amacı, söz konusu farklı görüşleri ortadan kaldırmak değil, bunları keskinleştirerek Türkiye’nin dış politika seçeneklerini toplum açısından daha tartışmalı hâle getirmek olabilir.
Bu, Polonya’da gözlemlenen yöntemlerden hareketle oluşturulmuş bir risk değerlendirmesi; Türkiye’de belirli bir kampanyanın yürütüldüğüne ilişkin yeni bir tespit değil.
Polonya ve Türkiye: NATO güvenliğinin iki farklı coğrafyası
Polonya, NATO’nun doğu kanadında bulunuyor.
Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik savaşı sonrasında ülke, Ukrayna’ya sağlanan uluslararası askerî yardımın lojistik güzergâhlarında önemli bir rol üstlendi.
Türkiye ise Karadeniz güvenliği açısından farklı bir konuma sahip.
Ankara, 1936 tarihli Montrö Boğazlar Sözleşmesi uyarınca Türk Boğazlarından savaş gemilerinin geçişini düzenleyen hükümleri uyguluyor.
Türkiye Dışişleri Bakanlığının açıklamasına göre sözleşme, Karadeniz’e kıyısı bulunan ve bulunmayan ülkelerin savaş gemilerine farklı koşullar getiriyor.
Türkiye, Rusya’nın Ukrayna’ya karşı başlattığı savaşın ardından Montrö’nün savaş dönemlerine ilişkin hükümlerini uygulayarak savaşan tarafların savaş gemilerinin geçişine yönelik kısıtlamaları hayata geçirdi.
Böylece Polonya ve Türkiye, farklı coğrafyalarda Avrupa-Atlantik güvenlik sisteminin önemli parçalarını oluşturuyor.
Polonya açısından doğu sınırlarının güvenliği ve Ukrayna ile iş birliği önem taşırken Türkiye açısından Karadeniz’de istikrarın korunması, deniz ulaşımı ve bölgesel güvenlik öncelikli konular arasında bulunuyor.
Bu farklı roller arasında doğrudan bir askerî bağımlılık ilişkisi kurmak doğru olmaz.
Ancak müttefikler arasındaki siyasi güvenin zayıflaması, ortak güvenlik politikalarının yürütülmesini zorlaştırabilir.
Dolayısıyla Rusya’nın Polonya-Ukrayna ilişkilerini hedef alan bilgi faaliyetleri, Ankara açısından da izlenmesi gereken bölgesel gelişmeler arasında.
FIMI nedir? Bir görüş ile dış müdahale nasıl ayırt edilir?
Avrupa Birliği, yabancı kaynaklı bilgi manipülasyonu ve müdahalesini FIMI — Foreign Information Manipulation and Interference kavramıyla tanımlıyor.
Avrupa Birliği Dış İlişkiler Servisine göre bu kavram, siyasi süreçleri ve toplumsal güveni olumsuz etkileyebilecek, kasıtlı ve koordineli manipülasyon faaliyetlerini kapsıyor.
Bu faaliyetlerin mutlaka yasa dışı olması gerekmiyor.
Önemli olan yalnızca paylaşılan mesaj değil, mesajın arkasındaki faaliyet biçimi.
Örneğin bir vatandaşın Avrupa Birliği’ni eleştirmesi veya Ukrayna’ya sağlanan askerî yardımın maliyetini sorgulaması tek başına FIMI değil.
Benzer şekilde bir gazetecinin göç politikalarını eleştirmesi de dış müdahale anlamına gelmiyor.
Şüphe yaratan unsurlar arasında kaynağın gizlenmesi, sahte kimliklerle koordineli faaliyet yürütülmesi, güvenilir kurumları taklit eden içerikler ve belirli anlatıların yapay biçimde yaygınlaştırılması bulunuyor.
Ancak bu işaretlerin varlığı da otomatik olarak belirli bir devlete atıf yapılmasını sağlamaz.
Bir operasyonun kaynağını belirlemek için teknik ve açık kaynaklı araştırmaların yanı sıra bağımsız doğrulamaya ihtiyaç bulunuyor.
Gerçek tartışmalar nasıl olduğundan farklı gösterilebilir?
11 Kasım yürüyüşü açısından değerlendirilebilecek olası risklerden biri, etkinlikten yayılan görüntülerin seçici biçimde kullanılması.
Örneğin küçük bir grubun provokatif sloganları bütün yürüyüşün görüşü olarak sunulabilir.
Belirli bir konuşmanın bir bölümü, açıklamanın geri kalanı çıkarılarak paylaşılabilir.
Başka bir tarihte çekilmiş görüntüler yeni etkinliğe aitmiş gibi dolaşıma sokulabilir.
Bu yöntemlerin Polonya’da veya Türkiye’de kullanılmış olması, 11 Kasım 2026 yürüyüşünde mutlaka kullanılacakları anlamına gelmiyor.
Ancak daha önce belgelenmiş bilgi operasyonları, kitlesel etkinliklerin neden dikkatle izlenmesi gereken bilgi ortamları oluşturduğunu gösteriyor.
Buradaki önemli nokta şu:
Bir siyasi hareketin mesajının dışarıdan kötüye kullanılması, hareketin kendisinin bu manipülasyona ortak olduğunu kanıtlamaz.
Moskova’nın yöntemi Osmanlı diplomasisinden ne kadar farklı?
Uluslararası siyasette rakiplerin arasındaki anlaşmazlıklardan yararlanmak yeni bir yöntem değil.
Osmanlı diplomasi tarihinde de büyük güçler arasındaki rekabetin dikkatle kullanıldığı dönemler bulunuyor.
Kanuni Sultan Süleyman döneminde Osmanlı Devleti, Fransa Kralı I. François ile Habsburglar arasındaki rekabeti Avrupa siyasetinde değerlendirdi.
Fransa ile geliştirilen diplomatik ve askerî ilişkiler, Habsburg gücünü dengelemeye yönelik siyasetin önemli parçalarından biriydi.
TDV İslâm Ansiklopedisinin Türk-Fransız ilişkileri incelemesi, bu sürecin Avrupa’daki güç dengeleri üzerindeki etkisini ayrıntılı biçimde ele alıyor.
Benzer şekilde II. Abdülhamid, büyük Avrupa devletleri arasındaki anlaşmazlıklardan yararlanarak Osmanlı Devleti’nin diplomatik hareket alanını korumaya çalıştı.
TDV İslâm Ansiklopedisinin II. Abdülhamid maddesinde, İngiltere, Rusya, Fransa ve diğer büyük güçler arasında izlenen denge politikası anlatılıyor.
Bu tarihsel örneklerle modern Rus bilgi operasyonları arasında doğrudan eşitlik kurmak yanlış olur.
Osmanlı örnekleri devletler arası diplomasi ve güç dengeleriyle ilgiliydi. Günümüzdeki FIMI ise kaynağın gizlenmesi, sahte içerikler ve koordineli bilgi manipülasyonu gibi yöntemleri de kapsayabiliyor.
Ancak ortak bir stratejik ilke bulunuyor:
Rakipler arasındaki mevcut anlaşmazlıklar, onları dışarıdan yönetmeye gerek kalmadan da diplomatik veya siyasi avantaj yaratabilir.
Günümüzün farkı, bu ilkenin yalnızca devlet başkanlarının müzakere masasında değil, sosyal medya platformlarında ve bilgi dağıtım ağlarında da uygulanabilmesi.
Polonya’daki yerel tartışma nasıl Avrupa çapında bir krize dönüştürülebilir?
Polonya’da Ukrayna’ya yönelik eleştirilerin veya göç politikalarına ilişkin anlaşmazlıkların bulunması, iki devletin stratejik ortaklığının sona erdiği anlamına gelmiyor.
Ancak uluslararası bilgi ortamında farklı bir görüntü oluşturmak mümkün.
Bir protestodan seçilen görüntüler ve sert açıklamalar, başka ülkelerde Polonya toplumunun bütünüyle Ukrayna karşıtı olduğu iddiasıyla dolaşıma sokulabilir.
Daha sonra aynı içerikler Avrupa’da Ukrayna’ya verilen desteğin çökmekte olduğu şeklinde yorumlanabilir.
Bu tür bir anlatının hedefi, yalnızca Polonya kamuoyu olmayabilir.
Ukraynalılar arasında müttefiklerine duyulan güveni azaltmak, diğer Avrupa ülkelerinde Ukrayna’ya verilen desteğin geleceğine ilişkin kuşku yaratmak veya NATO’nun dayanışma kapasitesini olduğundan daha zayıf göstermek de olası amaçlar arasında.
Ancak bu senaryoların gerçekleştiğini iddia etmek için somut kanıt gerekir.
Polonya-Ukrayna ilişkilerinde yaşanan gerçek sorunların varlığı, bütün bu sorunların Rusya tarafından yaratıldığı anlamına gelmez.
Önemli olan, yerel bir tartışmanın dış bilgi ağlarında hangi bağlamda ve hangi amaçla yayıldığını belirleyebilmek.
Türkiye için ders: Ukrayna karşıtı söylemler nasıl kullanılabilir?
Türkiye’de Ukrayna’daki savaşa, Batılı ülkelerin politikalarına veya Ankara’nın Rusya ile ilişkilerine yönelik farklı görüşler bulunması olağan.
Bu farklılıklar Türkiye’nin kendi siyasi ve toplumsal tartışmalarının parçası.
Ancak dış kaynaklı bilgi manipülasyonu açısından hassas bir alan da oluşturabiliyor.
Örneğin Ukraynalılara yönelik bir olumsuz olay, Türk kamuoyunda bütün bir topluluğa genellenen düşmanca söylemleri güçlendirmek amacıyla kullanılabilir.
Rusya ile enerji ticaretine ilişkin gerçek bir ekonomik sorun, Türkiye’nin NATO müttefikleriyle ilişkilerini hedef alan yanıltıcı açıklamalarla birleştirilebilir.
Ya da Karadeniz güvenliği konusunda yaşanan bir olay, Ankara’nın tarafsızlığını veya bölgesel diplomatik girişimlerini sorgulatacak yanlış bilgilerle yorumlanabilir.
Bu senaryolar, Rusya bağlantılı ağların Türkiye’de mutlaka aynı kampanyaları başlatacağı anlamına gelmiyor.
Ancak Türkiye’deki bilgi ortamına ilişkin uluslararası araştırmalar, böyle bir riskin değerlendirilmesini gerekli kılıyor.
Ankara açısından önemli olan toplumdaki meşru tartışmaları bastırmak değil; dış kaynaklı ve koordineli manipülasyon ile vatandaşların özgürce ifade ettiği siyasi görüşleri ayırt edebilmek.
Bu ayrım yapılmadığında dezenformasyonla mücadele, farklı görüşleri susturma girişimi olarak algılanabilir ve toplumsal güveni güçlendirmek yerine zayıflatabilir.
Dezenformasyona karşı en etkili önlem ne?
Yabancı bilgi manipülasyonuyla mücadelede yalnızca yanlış içeriklerin kaldırılması yeterli değil.
Öncelikle güvenilir bilginin zamanında yayımlanması gerekiyor.
Özellikle güvenlik olaylarında yetkililerin açıklamalarının gecikmesi, doğrulanmamış iddiaların yayılması için uygun bir ortam oluşturabiliyor.
İkinci olarak, medya kuruluşlarının olayın kendisiyle olay hakkında ortaya atılan yorumları birbirinden ayırması önemli.
Bir videonun gerçek olması, ona eşlik eden bütün iddiaların da doğru olduğu anlamına gelmiyor.
Üçüncü olarak, farklı toplumsal gruplar arasındaki gerçek sorunların görmezden gelinmemesi gerekiyor.
Göç, tarihsel hafıza veya ekonomik rekabet gibi konuların tartışılmasını engellemek, bu meseleleri ortadan kaldırmıyor.
Tersine, açık ve bilgiye dayalı tartışma ortamının daralması manipülatif anlatıların güçlenmesine elverişli koşullar yaratabilir.
PISM’in önerileri arasında Polonya ile Ukrayna’nın bilgi manipülasyonuna karşı uzman düzeyinde iş birliğini artırması ve dijital platformlarla daha etkili iletişim mekanizmaları oluşturması bulunuyor.
Türkiye açısından da bağımsız doğrulama kuruluşları, akademik araştırmalar, şeffaf kamu iletişimi ve uluslararası uzmanlık paylaşımı önemli araçlar olabilir.
Sonuç: Avrupa’nın zayıf noktası yalnızca sınırlarında değil, toplumlar arasındaki güvende
11 Kasım’daki Polonya Bağımsızlık Yürüyüşü, ülkenin ulusal kimliği ve egemenliği açısından önemli bir toplumsal etkinlik.
Bu etkinliğe katılmak veya Polonya’nın göç ve Avrupa Birliği politikalarını eleştirmek, tek başına Rusya yanlısı faaliyet anlamına gelmiyor.
Ancak Rusya bağlantılı bilgi ağlarının Polonya-Ukrayna anlaşmazlıklarını kullanmaya çalıştığına ilişkin araştırmalar, aynı etkinliğin farklı aktörler tarafından bilgi manipülasyonuna konu edilebileceğini gösteriyor.
Moskova’nın bu tür faaliyetlerde başarılı olabilmesi için bütün milliyetçi hareketleri kontrol etmesi gerekmiyor.
Mevcut toplumsal anlaşmazlıkların daha keskin ve daha geniş kapsamlı görünmesi, stratejik hedefleri açısından yeterli olabilir.
Polonya, Ukrayna ve Türkiye bu nedenle birbirinden kopuk örnekler değil.
Polonya NATO’nun doğu kanadında ve Ukrayna’ya uluslararası desteğin ulaştırılmasında önemli bir konumda.
Türkiye, Karadeniz güvenliği, Türk Boğazları ve bölgesel diplomaside önemli sorumluluklar üstleniyor.
Ukrayna ise Rusya’nın askerî saldırılarına karşı savunmasını sürdürüyor.
Bu üç ülkenin güvenlik koşulları farklı olsa da aralarındaki diplomatik güvenin ve iş birliğinin korunması ortak çıkarları arasında bulunuyor.
Türkiye için Polonya örneğinden çıkarılabilecek ders, milliyetçi görüşlerin veya toplumsal anlaşmazlıkların başlı başına güvenlik tehdidi olduğu değil.
Asıl risk, meşru tartışmaların dışarıdan manipüle edilerek toplumların birbirine, devletlerin kurumlarına ve müttefiklerin ortak taahhütlerine duyduğu güvenin aşındırılması.
Kanuni Sultan Süleyman’dan II. Abdülhamid’e uzanan diplomasi tarihinde güçler arasındaki anlaşmazlıkların stratejik değerini gösteren örnekler bulunuyor. Günümüzde ise aynı temel mantık, dijital platformların hızı ve koordineli bilgi ağlarının imkânlarıyla çok daha geniş bir alana taşınabiliyor.
Bu nedenle Avrupa’nın güvenliği yalnızca askerî bütçeler, savunma sistemleri ve sınır güvenliğiyle ölçülemez.
Toplumların güvenilir bilgiye ulaşabilmesi ve müttefiklerin aralarındaki gerçek anlaşmazlıkları dış müdahaleye açık krizlere dönüştürmeden yönetebilmesi de aynı derecede önemli.
Türkiye açısından mesele, Polonya’daki siyasi tartışmaların hangi yönde sonuçlanacağı değil; Avrupa’nın farklı toplumları arasındaki güvenin dışarıdan ne kadar kolay hedef alınabildiğini anlamak ve benzer risklere karşı kendi dayanıklılığını güçlendirmek.