Tuesday, 3 November 2026 | İstanbul 18°
USD/TRY 50,00 ▲ EUR/TRY 55,95 ▼ GBP/TRY 67,19 ▲ CHF/TRY 61,29 ▲
SON DAKİKA
AB genişlemeye hazır mı? Avrupa’nın Türkiye’ye ihtiyacı artarken üyelik neden hâlâ bekliyor? Sabancı Holding son 5 yılda yaklaşık 10 milyar dolar yatırım yaptı Fon tasfiyelerinde 178 bin yatırımcıya yaklaşık 76 milyar TL ödendi NATO temsilcileri Ukrayna’daki savaşın sona erdirilmesi için Brüksel’de görüşecek Tayvan: Çin’e ait askeri uçaklar Ada çevresinde 49 uçuş yaptı Galatasaray-Stuttgart maçı ne zaman, saat kaçta ve hangi kanalda? AB genişlemeye hazır mı? Avrupa’nın Türkiye’ye ihtiyacı artarken üyelik neden hâlâ bekliyor? Sabancı Holding son 5 yılda yaklaşık 10 milyar dolar yatırım yaptı Fon tasfiyelerinde 178 bin yatırımcıya yaklaşık 76 milyar TL ödendi NATO temsilcileri Ukrayna’daki savaşın sona erdirilmesi için Brüksel’de görüşecek Tayvan: Çin’e ait askeri uçaklar Ada çevresinde 49 uçuş yaptı Galatasaray-Stuttgart maçı ne zaman, saat kaçta ve hangi kanalda?
Ana Sayfa / Ekonomi / Haber
EKONOMI 8 dk okuma

Kremlin boru hatlarını döşedi, şartları Ankara ve Pekin belirliyor: Rus gazındaki yön değişiminden kim kazançlı çıkıyor?

Rus gazında yeni dengeler: Türkiye enerji merkezine dönüşürken Çin fiyat pazarlığını sürdürüyor. Kremlin'in ihracat stratejisi nasıl değişiyor?

Habere ait görsel · Karadeniz Tellalı foto servisi

Türkiye coğrafi konumunu ekonomik ve diplomatik güce dönüştürürken Çin kendi tüketicilerinin çıkarlarını kararlılıkla koruyor. Rusya ise doğal gazı siyasi baskı aracına dönüştürme girişiminin bedelini ödüyor. Gaz ticaretinde oluşan yeni dengede koşulları belirleme imkânı giderek Ankara ve Pekin’in eline geçerken Moskova bu koşullara uyum sağlamak zorunda kalıyor.

Kremlin, yıllarca dış politikasını büyük doğal gaz rezervlerinin kendiliğinden büyük bir uluslararası nüfuz sağladığı düşüncesi üzerine kurdu. Ancak Ukrayna’ya karşı başlatılan geniş çaplı savaş, bu yaklaşımın sınırlarını ortaya koydu.

Bir enerji kaynağı, ancak onu satın alacak müşteriler, ulaştıracak güzergâhlar ve tedarikçisine duyulan güven varsa ekonomik ve siyasi değer taşıyor. Rus yönetimi bu unsurların sonuncusunu tehlikeye attı ve şimdi başka pazarlarda bunun karşılığını bulmaya çalışıyor.

Türkiye ve Çin açısından ise bu durum yeni fırsatlar yaratıyor.

Ankara altyapısını geliştiriyor, tedarikçi çeşitliliğini artırıyor ve doğal gaz üreten ülkelerle Avrupalı tüketiciler arasındaki konumunu güçlendiriyor.

Pekin ise Rus gazı alımlarını artırırken gelecekteki büyük projelerin koşulları konusunda tavizsiz bir müzakere çizgisi izliyor.

Her iki başkent de Moskova’nın yeterince uygulayamadığı bir yaklaşımı benimsiyor: Enerji anlaşmalarını öncelikle kendi ekonomik çıkarlarına göre şekillendiriyor.

Türkiye bir adım önden gidiyor

Türkiye’nin enerji stratejisi oldukça açık bir ilkeye dayanıyor: Tedarik kaynakları ne kadar çeşitlenirse bağımsız karar alma imkânı da o kadar genişler.

Rus doğal gazı Türkiye için önemini koruyor. Ancak Ankara, bu kaynağı alternatif teklifler ile karşılaştırabileceği bir sistem oluşturmak için çalışmalarını sürdürüyor.

Aralık 2025’te Türkiye, yıl sonunda süresi dolacak Rus doğal gaz sözleşmelerini bir yıl uzattı.

Reuters’ın haberine göre bu sözleşmeler yıllık yaklaşık 22 milyar metreküplük ithalatı kapsıyordu.

Aynı dönemde devlet enerji şirketi BOTAŞ, önemli bir bölümü ABD kaynaklı olacak sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) için uzun vadeli anlaşmalar imzaladı.

Bu politika Ankara’ya somut bir avantaj sağlıyor.

Rusya’dan gelen gaz, mevcut enerji ihtiyacının karşılanmasına yardımcı olurken alternatif tedarik anlaşmaları gelecek müzakerelerde Türkiye’nin elini güçlendiriyor.

Moskova artık Türk alıcının başka seçeneği bulunmadığı için kendisine sunulan koşulları kabul edeceği varsayımıyla hareket edemiyor.

S&P Global’in verilerine göre Türkiye, 2025 yılının sonlarına doğru yaklaşık on LNG anlaşması imzaladı.

Ülke, 2026 yılında da Orta ve Doğu Avrupa ile Balkanlar’a doğal gaz ulaştırılması için gerekli altyapıyı ve ticari bağlantıları geliştirmeyi sürdürdü.

Bu yaklaşımın değeri yalnızca yakıt satın almaktan ibaret değil.

Türkiye, altyapı erişimi, ticaret ve ilgili hizmetlerden gelir elde etme kapasitesini de genişletiyor.

Coğrafi konum önemli bir başlangıç avantajı sağlıyor. Ancak bu avantajı gerçek ekonomik güce dönüştüren unsurlar yatırımlar ve müzakere esnekliği.

Türk çıkarlarına hizmet eden bir doğal gaz merkezi

Rusya’nın Türkiye’de kurulması gündeme gelen doğal gaz ticaret merkezine ilişkin açıklamaları, zaman zaman Ankara’nın Moskova’nın Avrupa pazarına dönüşünü kolaylaştırmakla yükümlü olduğu izlenimini yarattı.

Oysa Türkiye’nin çıkarları, Rus gazının Avrupa’ya yeniden ulaştırılmasından çok daha geniş.

Ankara açısından gelecek vadeden model, farklı kaynaklardan doğal gaz temin edilmesine, tedarikçiler arasında rekabete ve ticaretin bağımsız biçimde geliştirilmesine dayanıyor.

Rus gazı bu sistemin bir parçası olabilir. Ancak yalnızca sisteme dahil olması, Kremlin’e kuralları belirleme hakkı vermiyor.

İki başkentin yaklaşımları arasındaki temel fark da burada ortaya çıkıyor.

Moskova, siyasi kararlarının ekonomik sonuçlarını hafifletecek yeni ihracat güzergâhları arıyor.

Türkiye ise farklı piyasa koşullarında da işlevini sürdürebilecek bir altyapı ve ticaret platformu oluşturmayı hedefliyor.

Elbette Ankara’nın bu alandaki kapasitesi boru hatlarının taşıma gücüne, piyasa talebine ve Avrupa’nın düzenlemelerine bağlı.

Dolayısıyla Türkiye’nin güçlü bir bölgesel doğal gaz merkezi hâline gelmesi, altyapı ve piyasa mekanizmaları üzerinde daha fazla çalışma gerektiriyor.

Ancak izlenen politikanın yönü bile Türkiye’nin müzakere bağımsızlığını artırıyor.

Ülke üzerinden geçen gaz akışları çeşitlendikçe herhangi bir tedarikçinin Ankara’ya kendi koşullarını dayatması da zorlaşıyor.

Kremlin vaatlerini sayarken Çin hesabını yapıyor

Çin Halk Cumhuriyeti farklı fakat aynı ölçüde pragmatik bir strateji izliyor.

Pekin, kendi enerji ihtiyacına uygun olduğu sürece Rus gazı alımlarını artırıyor. Ancak yalnızca siyasi bir başarı görüntüsü yaratmak amacıyla yeni ve büyük ölçekli taahhütler üstlenmekte acele etmiyor.

2025 yılında Sibirya’nın Gücü boru hattı üzerinden Çin’e gerçekleştirilen doğal gaz sevkiyatı 38,8 milyar metreküpe ulaştı.

Taraflar ayrıca bu güzergâhtan yapılan yıllık sevkiyatın 44 milyar metreküpe çıkarılması konusunda anlaşmaya vardı.

Bu gelişme iki ülke arasındaki enerji iş birliğinin büyüdüğünü gösteriyor. Ancak Çin’in Rusya’dan gelen her öneriyi kabul etmeye hazır olduğu anlamına gelmiyor.

Bunun en dikkat çekici örneği, daha önce Sibirya’nın Gücü 2 olarak bilinen ve sonradan Baykal’ın Gücü adını alan boru hattı projesi.

Moğolistan üzerinden geçmesi planlanan proje, Çin’e yılda 50 milyar metreküpe kadar doğal gaz ulaştırılmasını öngörüyor.

2025 yılında hukuken bağlayıcı bir mutabakat zaptı imzalanmasına rağmen Rusya Başbakan Yardımcısı Aleksandr Novak, 21 Ekim 2026 tarihinde ticari anlaşmaların yıl sonuna kadar tamamlanmasını umduklarını söylemekle yetindi.

Pekin’in bu temkinli yaklaşımının güçlü ekonomik gerekçeleri bulunuyor.

Büyük bir boru hattı, onlarca yıla uzanabilecek ticari yükümlülükler anlamına geliyor.

Bu nedenle kabul edilebilir bir fiyatın ve açık sözleşme koşullarının belirlenmesi gerekiyor.

Çinli tüketicilerin ve sanayi kuruluşlarının, Kremlin’in dış politikada başarı görüntüsü verme arzusunun maliyetini üstlenmesi için bir neden bulunmuyor.

Eylül ayında South China Morning Post, ismini açıklamadığı kaynaklara dayanarak taraflar arasında fiyat konusunda ciddi görüş ayrılıkları bulunduğunu bildirdi.

Bu bilgiler, resmen üzerinde uzlaşılmış sözleşme koşulları olarak değerlendirilemez.

Ancak söz konusu haberler önemli bir gerçeğe işaret ediyor: Moskova ile Pekin arasındaki siyasi yakınlık, ticari pazarlığı ortadan kaldırmıyor.

Çin’in yaklaşımı, müzakerelerde sabırlı davranmanın değerini gösteriyor.

Satıcının yeni bir pazara acil ihtiyaç duyduğu koşullarda alıcı, kendi çıkarlarını korumak için daha geniş bir hareket alanı elde ediyor.

Avrupa faktörü Ankara ve Pekin’in elini güçlendiriyor

Rusya’nın alternatif alıcılara duyduğu ihtiyacı artıran unsurlardan biri de Avrupa Birliği’nin Rus doğal gazı ithalatını aşamalı olarak sona erdirme kararı.

Ocak 2026’da kabul edilen düzenleme, belirlenen geçiş koşulları çerçevesinde uzun vadeli sözleşmeler kapsamındaki Rus LNG ithalatının 2027 yılının başından itibaren, boru hattıyla yapılan doğal gaz ithalatının ise aynı yılın sonbaharında yasaklanmasını öngörüyor.

Bu karar, Rusya’nın enerji gelirlerinin bir anda ortadan kalkacağı anlamına gelmiyor.

Avrupa Birliği Enerji Düzenleyicileri İşbirliği Ajansı’nın (ACER) değerlendirmesine göre Rus gazı, 2026 yılında hâlâ AB doğal gaz talebinin yaklaşık yüzde 12’sini karşılıyor.

Ancak gelecekte uygulanacak kısıtlamalar, Moskova’yı alternatif ihracat güzergâhları aramaya daha fazla yönlendiriyor.

Ankara ve Pekin bu koşullardan birbirlerinden bağımsız biçimde yararlanabilir.

Türkiye ile Çin’in Rusya’ya karşı ortak bir doğal gaz stratejisi oluşturduğunu varsaymaya gerek yok.

Her ülkenin kendi ekonomik çıkarlarını tutarlı biçimde koruması yeterli.

Kremlin açısından ortaya çıkan toplam sonuç ise pek iç açıcı değil: Daha az seçenek, daha sınırlı pazarlık gücü ve daha zor müzakereler.

Rusya’nın aşırı özgüveninin bedeli

Türkiye ve Çin, Rusya ile karşılıklı yarar sağlayan ticaretten vazgeçmiyor.

Her iki ülkenin avantajı, bu ilişkileri kendi ekonomik gelişmeleri için kullanırken müzakere alanlarını koruyabilmelerinde yatıyor.

Ankara, bölgesel enerji ticaretindeki konumunu güçlendiriyor.

Pekin, uzun vadeli doğal gaz tedarikinde kabul edilebilir koşullar elde etmeye çalışıyor.

Moskova ise saldırgan dış politikasının en önemli Avrupalı müşterileriyle ilişkilerine zarar vermesinin ardından ihracat sistemini yeniden şekillendirmek zorunda kalıyor.

Kremlin, uzun yıllar boyunca alıcıların Rus gazından mahrum kalmaktan çekinmesini istedi.

Şimdi ise kendisi için giderek daha yakıcı hâle gelen başka bir soruyla karşı karşıya:

Rus doğal gazını satın almaya razı olan ülkeler, bunu hangi koşullarla yapacak?

İlgili Haberler