Friday, 6 November 2026 | İstanbul 12°
USD/TRY 50,05 ▲ EUR/TRY 56,25 ▼ GBP/TRY 67,54 ▼ CHF/TRY 61,46 ▲
SON DAKİKA
Avrupa’daki uçaklara yönelik bomba ihbarlarında incel grubu iddiası LHCb, B₀ mezonunun nadir bozunmasına ilişkin kanıt bildirdi Çin bağımlılığı artırıyor, Türkiye manevra yapıyor: Ukrayna savaşı Rusya ile güç dengesini nasıl değiştirdi? FT: İran’ın Rusya’dan 90 füze fırlatma sistemi sipariş ettiği öne sürüldü UTJ, Netanyahu’ya desteğini çekti: Koalisyon için 61 oy gerekiyor ABD ara seçimlerinde Demokratlar Temsilciler Meclisinde 253 sandalyeye ulaştı Avrupa’daki uçaklara yönelik bomba ihbarlarında incel grubu iddiası LHCb, B₀ mezonunun nadir bozunmasına ilişkin kanıt bildirdi Çin bağımlılığı artırıyor, Türkiye manevra yapıyor: Ukrayna savaşı Rusya ile güç dengesini nasıl değiştirdi? FT: İran’ın Rusya’dan 90 füze fırlatma sistemi sipariş ettiği öne sürüldü UTJ, Netanyahu’ya desteğini çekti: Koalisyon için 61 oy gerekiyor ABD ara seçimlerinde Demokratlar Temsilciler Meclisinde 253 sandalyeye ulaştı
Ana Sayfa / Dünya / Haber
DÜNYA 9 dk okuma

Çin bağımlılığı artırıyor, Türkiye manevra yapıyor: Ukrayna savaşı Rusya ile güç dengesini nasıl değiştirdi?

Ukrayna savaşı Rusya'nın Çin'e ekonomik bağımlılığını artırırken Türkiye enerji güzergâhlarındaki etkisini güçlendiriyor. Yeni güç dengelerinin analizi.

Habere ait görsel · Karadeniz Tellalı foto servisi

Rusya, Ukrayna’ya karşı başlattığı geniş çaplı savaşla küresel güç statüsünü pekiştirmeyi amaçladı. Ancak saldırının en önemli sonuçlarından biri, Moskova’nın Çin’e olan bağımlılığının derinleşmesi oldu. Pekin, Rusya ile ekonomik ilişkilerde koşulları belirleme imkânını genişletirken Türkiye, ortaya çıkan yeni jeopolitik dengeden yararlanarak Rusya ile Avrupa arasındaki enerji güzergâhlarındaki etkisini güçlendirmeye çalışıyor.

Stratejik ortaklıkta eşitlik giderek azalıyor

21 Ekim 2026 tarihinde St. Petersburg’da Çin ve Rusya hükümet başkanlarının 31. düzenli toplantısı gerçekleştirildi.

Çin Başbakanı Li Qiang ile Rusya Başbakanı Mihail Mişustin, ticaret, uzay, bilim, teknoloji ve eğitim alanlarında iş birliğini kapsayan ortak bir bildiri ve çeşitli belgeler imzaladı.

Taraflar ayrıca enerji, finans, sanayi ve dijital ekonomi alanlarında ilişkilerini geliştirme niyetlerini yeniden teyit etti.

Bu görüşme, her iki ülke açısından da siyasi yakınlığın yeni bir göstergesi oldu. Ancak karşılıklı saygı ve eşit ortaklık hakkındaki diplomatik ifadelerin arkasında giderek daha belirgin bir dengesizlik bulunuyor.

Rusya’nın Ukrayna’ya karşı yürüttüğü savaş, Moskova’nın ekonomik konumunu köklü biçimde değiştirdi.

Batı yaptırımları, teknolojilere erişimin kısıtlanması, Avrupa ile enerji iş birliğinin azalması ve uluslararası şirketlerin Rusya pazarından çekilmesi, Moskova’yı dış ticaretini Asya pazarlarına yönlendirmeye zorladı.

Bu sürecin başlıca kazananı Çin oldu.

Polonya merkezli Doğu Araştırmaları Merkezinin (OSW) değerlendirmelerine göre 2025 yılında Çin, Rusya’nın toplam ihracatının yaklaşık yüzde 30’unu, ithalatının ise yüzde 35’ini oluşturdu.

Buna karşılık Rusya, Çin’in ihracatının yalnızca yüzde 3’ünden biraz fazlasını, ithalatının ise yaklaşık yüzde 5’ini karşılıyordu.

Bu fark, Rusya-Çin ilişkilerindeki temel sorunu ortaya koyuyor.

Moskova açısından Çin, ekonomik sistemin işleyişi için kritik öneme sahip bir ortağa dönüşürken Pekin açısından Rusya, uluslararası ticaretin birçok yönünden yalnızca biri olmaya devam ediyor.

Enerji bağımlılığı: Oyunun kurallarını Pekin belirliyor

İki ülke arasındaki eşitsizliğin en belirgin olduğu alanlardan biri enerji sektörü.

Ukrayna’nın geniş çaplı işgalinden önce Avrupa pazarı, Rus doğal gaz sektörünün başlıca gelir kaynaklarından biriydi.

Ancak savaş bu modeli köklü biçimde değiştirdi.

Reuters’ın verilerine göre Rusya’nın Avrupa’ya boru hatları üzerinden gerçekleştirdiği doğal gaz ihracatı 2025 yılında bir önceki yıla kıyasla yüzde 44 azalarak 1970’li yılların ortalarından bu yana görülen en düşük seviyeye geriledi.

Bu gelişme Gazprom açısından ciddi bir yapısal sorun yarattı.

Şirket, 2025 yılını kârla tamamlamasına rağmen gelirleri yüzde 8,8, temel faaliyet kârı ise yaklaşık yüzde 6 azaldı.

Bu koşullarda Çin, Rus enerji kaynaklarının en önemli alıcılarından biri hâline geldi.

Ancak Pekin, Moskova’nın kaybettiği Avrupa pazarını Rusya’nın istediği ticari koşullarla telafi etmek için acele etmiyor.

Bunun en dikkat çekici örneklerinden biri Sibirya’nın Gücü 2 (Power of Siberia 2) doğal gaz boru hattı projesi.

Proje, Batı Sibirya’daki sahalardan Moğolistan üzerinden Çin’e yılda 50 milyar metreküpe kadar doğal gaz taşınmasını öngörüyor.

Rusya açısından bu hat, Avrupa pazarındaki kayıpların bir bölümünü telafi etme imkânı sunuyor.

Ancak projenin ticari koşullarına ilişkin müzakereler zorlu ilerliyor.

South China Morning Post, Eylül 2026’da fiyat konusundaki anlaşmazlıklar nedeniyle görüşmelerin yavaşladığını bildirdi.

Habere göre Çin tarafı, Moskova’nın talep ettiğinden önemli ölçüde daha düşük bir fiyatla doğal gaz satın almak istiyor.

Üstelik Eurasianet’in 27 Ekim 2026 tarihli haberine göre Çin, mevcut Sibirya’nın Gücü hattı üzerinden Rus gazını diğer yabancı alıcılara uygulanan fiyatlarla karşılaştırıldığında önemli bir indirimle temin ediyordu.

Pekin açısından bu yaklaşım son derece rasyonel.

Çin’in alternatif enerji tedarikçileri, gelişmiş LNG altyapısı ve uzun vadeli enerji çeşitlendirme stratejisi bulunuyor.

Rusya ise Avrupa pazarının önemli bölümünü kaybetmesinin ardından müzakerelerde çok daha sınırlı seçeneklere sahip.

Dolayısıyla Moskova, enerji kaynaklarını satmak zorunda olduğu ancak satış koşulları üzerindeki etkisinin giderek azaldığı bir konuma sürükleniyor.

Çin yalnızca pazarları değil, Rusya’nın teknolojik imkânlarını da etkiliyor

Enerji bağımlılığı, iki ülke arasındaki ilişkilerde yaşanan daha geniş dönüşümün yalnızca bir parçası.

Batılı üreticilerin Rusya pazarından çekilmesinin ardından Çinli şirketler, boşalan ekonomik alanların önemli bölümünü doldurdu.

Otomotiv, elektronik, sanayi ekipmanları, yedek parçalar ve tüketim ürünleri bu değişimin en belirgin yaşandığı sektörler arasında.

OSW’nin değerlendirmelerine göre Rusya’nın makine, sanayi ekipmanı ve yedek parça ithalatında Çin’in payı yüzde 90’a ulaştı.

Çinli tedarikçilerin çift kullanımlı bileşenler sağlamadaki rolü de özellikle önemli hâle geldi.

Buna paralel olarak Rusya’nın finansal bağımlılığı güçlendi.

Moskova, dış ticaretinde yuan kullanımını giderek artırırken Çin’in ödeme altyapısı uluslararası işlemler için önemli bir alternatif kanala dönüştü.

Böylece Çin, Rusya açısından kritik öneme sahip birden fazla alanda etkisini genişletti: hammadde ihracatı, sanayi ürünlerinin tedariki, teknolojiye erişim ve finansal işlemler.

Buradaki önemli ayrıntılardan biri de Çinli şirketlerin Rusya’yı koşulsuz desteklemek zorunda olmaması.

İkincil yaptırım riski, bu şirketleri kendi küresel ticari çıkarlarını dikkate almaya yöneltiyor.

Dolayısıyla Çin menşeli ürün ve teknolojilere erişim bile Moskova açısından tamamen güvence altında değil.

Türkiye: Yeni jeopolitik denklemde üçüncü aktör

Çin, Rusya üzerindeki ekonomik etki araçlarını güçlendirirken Türkiye de Moskova’nın zayıflayan konumunun oluşturduğu koşulları bölgesel etkisini artırmak için değerlendirmeye çalışıyor.

Rusya-Ukrayna savaşı Ankara açısından hem riskler hem de yeni fırsatlar yarattı.

Türkiye, Rusya ile ekonomik ilişkilerini sürdürüyor. Aynı zamanda NATO üyesi olmaya devam ediyor, Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü destekliyor ve Batılı ortaklarıyla iş birliğini geliştiriyor.

Türkiye’nin bu süreçteki başlıca etki araçlarından biri enerji altyapısı oldu.

TürkAkım (TurkStream) boru hattının yıllık tasarım kapasitesi 31,5 milyar metreküp.

Hat, Rus doğal gazının Türkiye’ye ve buradan Avrupalı tüketicilere ulaştırılmasını sağlıyor.

Ukrayna üzerinden gaz transitinin sona ermesi ve Kuzey Akım hatlarının devre dışı kalmasının ardından TürkAkım, Rusya’dan Avrupa’ya doğal gaz ihracatında faaliyetini sürdüren tek boru hattı güzergâhı hâline geldi.

Bu durum Ankara’nın jeoekonomik önemini artırıyor.

Türkiye, transit ülke konumunu güçlendirme, kendi enerji altyapısını geliştirme ve bölgesel doğal gaz ticaret merkezi olma hedefini ilerletme imkânı elde ediyor.

Ancak Ankara, Moskova’nın Çin pazarına karşı içine düştüğü bağımlılığa benzer bir duruma Rus enerji kaynakları karşısında düşmek istemiyor.

Bu nedenle Türkiye, sıvılaştırılmış doğal gaz ithalatını genişletiyor, ABD’li ve diğer uluslararası tedarikçilerle anlaşmalar imzalıyor ve alternatif enerji güzergâhlarını geliştiriyor.

Atlantic Council’in değerlendirmelerine göre Rus gazının Türkiye’nin enerji dengesindeki payı, 2018’de yüzde 50’nin üzerindeyken 2025’te yüzde 40’ın altına geriledi.

Dolayısıyla Ankara, Moskova ile iş birliğinin ekonomik avantajlarını korurken kendi hareket serbestisini genişletmeye çalışıyor.

Türkiye-Rusya ilişkileri, müttefiklikten ziyade pragmatik çıkar ortaklığına dayanıyor.

İki ülke enerji, ticaret ve turizm alanlarında iş birliği yapsa da Karadeniz, Suriye, Kafkasya ve Ukrayna’ya karşı yürütülen savaş konusunda önemli görüş ayrılıklarına sahip.

Bu nedenle Türkiye, Rusya için Çin’in yerini alabilecek bir alternatif değil.

Ankara daha çok coğrafi konumunu ve ekonomik altyapısını kendi siyasi ve finansal çıkarlarını geliştirmek amacıyla kullanan bağımsız bir bölgesel güç merkezi olarak öne çıkıyor.

Sonuç: Doğrudan çatışmaya girmeden kazanılan jeopolitik avantaj

Rusya-Ukrayna savaşı, Avrasya’daki uluslararası ilişkilerin yapısını giderek değiştiriyor.

Moskova, küresel güç dengesini askerî yöntemlerle yeniden şekillendirmeye çalışırken aslında başka bir güç merkezinin, Çin’in, daha da güçlenmesine uygun koşullar yarattı.

Pekin, Rus enerji kaynaklarına erişimini geliştirdi, Rusya pazarındaki varlığını genişletti, yuanın kullanım alanını büyüttü ve müzakere gücünü artırdı.

Üstelik bütün bunları, tam kapsamlı bir askerî ve siyasi müttefikin üstlenmesi beklenen yükümlülükleri kabul etmeden gerçekleştirdi.

Türkiye ise ortaya çıkan yeni koşulları bölgesel etkisini güçlendirmek için kullanıyor.

Ankara, coğrafi konumunu ve enerji altyapısını siyasi manevra imkânlarına dönüştürüyor.

Sonuç olarak yeni bir jeopolitik yapı şekilleniyor.

Çin, Rusya’nın uluslararası izolasyonundan ekonomik açıdan en fazla yararlanan aktör hâline geliyor.

Türkiye, bölgesel arabulucu ve enerji güzergâhları üzerindeki önemli aktör konumunu güçlendiriyor.

Rusya ise kendi ekonomik entegrasyonunun koşullarını bağımsız biçimde belirleme kapasitesini giderek kaybediyor.

En büyük paradoks da burada yatıyor.

Kremlin, Rusya’nın bağımsız bir küresel güç merkezi olarak statüsünü yeniden tesis etmek amacıyla başlattığı savaşın sonucunda ülkesini giderek Pekin’in küçük ortağına dönüştürüyor.

Geçmişte Moskova, Avrupa’nın Rus enerji kaynaklarına bağımlılığını siyasi bir etki aracı olarak kullanmaya çalışıyordu.

Bugün ise kendi doğal kaynaklarını kime, hangi fiyattan ve hangi koşullarla satabileceğini belirlemekte giderek daha fazla zorlanan taraf yine Rusya.

Kremlin, Ukrayna’ya karşı yürüttüğü savaşla dünyadaki güç dengelerini değiştirmeyi hedefledi. Ancak ortaya çıkan yeni dengede kuralları belirleme imkânı giderek Moskova’dan Pekin’e kayarken Ankara da kendi stratejik hareket alanını genişletiyor.

İlgili Haberler