NATO Zirvesi öncesi analiz: Türkiye, üyeliğini savunma sanayiinde kaldıraç yapıyor
İspanyol basınında yayımlanan bir analiz, Ankara’daki NATO Zirvesi öncesinde Türkiye’nin İttifak üyeliğini yalnızca güvenlik şemsiyesi değil, savunma sanayiinde yerli ekosistemi güçlendiren stratejik bir kaldıraç olarak kullandığını vurguluyor.
İspanyol yayın organı Democrata’da Álvaro Villarroel imzasıyla yayımlanan analiz, Ankara’da yapılacak NATO Zirvesi öncesinde Türkiye’nin İttifak içindeki değişen rolüne odaklanıyor. Yazıya göre Türkiye, NATO üyeliğini sadece güvenlik garantisi olarak değil, savunma sanayiinde uzun vadeli bir dönüşümün zemini olarak değerlendiriyor ve kendi teknolojisini üreten bir ekosistemi öne çıkarıyor.
Analizde, Avrupa’nın “stratejik özerklik” hedefini tartışmayı sürdürürken kıtanın büyük askeri kabiliyetlerinin hâlen önemli ölçüde ABD teknolojisine ve sanayiine dayandığı belirtiliyor. Buna karşılık Türkiye, savunma sanayiinde yerlileşme, ihracat ve platform çeşitliliğiyle yükselen bir aktör olarak gösteriliyor.
Metin, Türkiye’nin son yıllarda savunma sanayiine yaptığı yatırımların dışa bağımlılığı azalttığını; bunun da NATO içindeki konumuna ve İttifak dışındaki bölgelerdeki nüfuzuna katkı sağladığını aktarıyor. İspanya ile Türkiye arasında havacılık, uçuş simülatörleri, pilot eğitimi ve endüstriyel temaslar gibi alanlarda derinleşen işbirliği bu çerçevede örnek veriliyor.
Tarihsel arka planda, Türkiye’nin 1952’de NATO’ya katılımıyla jeopolitik konumunun değiştiği ve İttifak için güneydoğu kanatta stratejik bir dayanak sağladığı hatırlatılıyor. Dönemin Dışişleri Bakanı Mehmet Fuat Köprülü’nün, Türkiye’nin antlaşmanın amaçlarına ulaşılması için çabalara tam katılım mesajı verdiği aktarılıyor. NATO’nun Türkiye’de kamuoyu desteğini güçlendirmeyi hedefleyen “Barış Kervanı” adlı gezici sergisiyle on binlerce kişiye ulaşıldığı; serginin 420 binden fazla ziyaretçi topladığı bilgisi paylaşılıyor. Türkiye’de NATO karargâh yapılarının kurulması, ABD desteğiyle TSK’nın modernizasyonu ve takiben Avrupa Ekonomik Topluluğu ile ilişkilerin başlatılması da anımsatılıyor.
Analiz, ilişkilerde zaman zaman yaşanan gerilimlere de yer veriyor: Kıbrıs harekâtı sonrası ABD’nin silah ambargosu, iç siyaset ve demokrasi tartışmaları, Orta Doğu politikalarındaki farklılıklar, Rus yapımı S-400 hava savunma sistemi alımı ve 2003’te TBMM’nin Irak savaşı kapsamında ABD askerlerine geçiş izni vermemesi bu başlıklar arasında sıralanıyor. Real Instituto Elcano araştırmacısı Jesús A. Núñez, bu tabloyu, NATO’nun bir güvenlik ittifakı olduğu ve siyasi bakımdan tam uyumlu bir topluluk olmadığı değerlendirmesiyle özetliyor.
Güncel tartışmada ise Avrupa’nın parçalı savunma pazarını ve mükerrer programları aşmakta zorlandığı; Türkiye’nin ise silahlı insansız hava araçları, havacılık ve deniz platformlarında kapasitesini büyütüp dış teknolojiye bağımlılığını azalttığı vurgulanıyor. Analize göre Ankara’daki zirve, savunmaya yapılan uzun vadeli yatırımların jeopolitik etkiye nasıl dönüşebileceğini gösteren bir örneği de sahneye taşıyacak; Avrupa ise stratejik hedeflerini somut askeri kabiliyete dönüştürmenin yollarını aramayı sürdürecek.