Gül yağı pazarında Türkiye ve Bulgaristan rekabeti
Isparta gülü ve ondan elde edilen gül yağı, Avrupa pazarında Türkiye ile AB üyesi Bulgaristan’ı karşı karşıya getiriyor. Aynı türden (Rosa damascena) üretilen yağın litresi kaliteye göre 10 bin euronun üzerinde, bazı örneklerde 40 bin euroya kadar alıcı buluyor.
Türkiye’nin coğrafi işaretli ürünleri arasında yer alan Isparta gülü ve bu çiçekten elde edilen gül yağı, Avrupa pazarında Bulgaristan’la yoğun bir rekabet içinde bulunuyor.
Kozmetik ve parfüm sektörlerinde “sıvı altın” olarak anılan gül yağı, Türkiye’de “Isparta Gülü”, Bulgaristan’da “Bulgar Gülü” adıyla bilinen aynı botanik türden (Rosa damascena) üretiliyor. İki ülke, küresel gül yağı tedarikinin büyük bölümünü karşılıyor ve ürünü farklı coğrafi işaretlerle dünya kozmetik markalarına sunuyor.
Rekabetin arka planında yüzyıllara dayanan bir üretim hikâyesi yer alıyor. Osmanlı döneminde Anadolu’dan bugün Bulgaristan sınırlarında bulunan Kazanlık (Kızanlık) bölgesine götürülen gül fidanları, burada yerel üreticilerin Türk yetiştiriciliğini örnek almasıyla sanayi ölçeğine ulaştı. Daha sonra Ispartalı Müftüzade İsmail Efendi’nin bu gülleri yeniden Anadolu’ya getirmesiyle Isparta, “Güller Diyarı” olarak anılmaya başladı.
Pazarda fiyatlar kaliteye göre değişiyor. Gül yağının litresi 10 bin euronun üzerinde alıcı bulurken, bazı kalitelerde 40 bin euro seviyelerine çıkabiliyor. Fransız parfüm üreticileri, kokunun kalıcılığını artırmak amacıyla hem Isparta’dan hem de Bulgaristan’ın “Gül Vadisi” olarak bilinen bölgesinden yağ tedarik ediyor.
Türkiye, coğrafi işareti ve yağ kalitesi ile modern tesis ve geniş üretim alanlarına dayanırken; Bulgaristan, Avrupa Birliği üyeliğinin sağladığı gümrük ve lojistik avantajlarını öne çıkarıyor. İki ülke, Avrupa pazarında konumlarını güçlendirmek için adımlarını sürdürüyor.

Benzer bir gündem başlığında, Türkiye’nin savunma sanayisine ilişkin İsrail basını analizi, Ankara’daki NATO Zirvesi öncesinde kapasite, ihracat ve teslimat hızını öne çıkarırken Avrupa’nın artan savunma ihtiyacında Türkiye’nin giderek daha belirleyici bir aktör haline geldiğini değerlendiriyor.